Alevileriz Biz

Alevi Yaşantısı
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Söz Sanatları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Söz Sanatları   Cuma Ocak 16, 2009 12:54 am

Anlama renk katmak, anlamı güzel ve etkili kıl­mak, zenginleştirmek amacıyla”şiirlerde ve düzyazı türlerinde kullanılan söz sanatlarıdır. Günümüz edebiyatlarında sözü etkili kılmanın bir aracı olan bu sanatlar, Divan edebiyatında usta­lığın temel ölçütlerinden biri sayılmıştır.Biz bunlardan, günümüz edebiyatında da kulla­nılanları, dolayısıyla da sınavlarda karşımıza çıkabile­cek olanları tanıyacağız.

Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz:

[color=red]A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR[/color]

Mecaz (Değişmece)
Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece)
Teşbih (Benzetme)
İstiare (Eğretileme)
Kinaye (Değinmece)
Teşhis (Kişileştirme)
İntak (Konuşturma)
Tariz (İğneleme)

B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR

Tezat (Karşıtlık)
Tevriye (İki anlamlılık)
Mübalağa (Abartma)
Hüsn-i talil (Güzel neden bulma)
Tenasüp (Uygunluk)
Tecahül-I arif (Bilmezlikten gelme)
İstifham (Soru sorma)
Terdit (Şaşırtma)
Telmih (Anımsatma)
Leff ü neşr (Sıralı açıklama)
Tedriç (Dereceleme)
Tekrir (Yineleme)
Rücu (Geriye dönüş)
Irsâl-i mesel (Atasözü söyleme)
Kat (Kesme)

[b]C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR:[/b]

Cinas (Sesteşlik), Seci (Içuyak), İştikak (Türetme), Akis (Çaprazlama), krostiş, Lebdeğmez (Dudakdeğmez), Aliterasyon (Ses Yinelenmesi)

Yukarıda sınıflaması yapılan sanatlar yüzyıllardan beri edebiyat eserlerinde kullanılmış, kimi zaman bunlar anlatımın bir aracı değil, amacı durumuna gelmiştir. Özellikle, Divan şiirinde bu sanatların çok yoğun ve karmaşık biçimde kullanıldığını görüyoruz.
Bugün de konuşmalarımızda, gazete ve dergi yazılarında, sanatsal eserlerde duygu ve düşüncelerin, haberlerin, istek ve özlemlerin daha iyi, açık ve somut biçimde; kimi zaman daha süslü ve gösterişli olması için edebi sanatların bir kısmına başvuruyoruz.

[b]MECAZ DEĞİŞME SANATI[/b]

Sözcüklerin, gerçek anlamlarından bütünüyle uzaklaşarak, başka kavramları yansıtır duruma gelmesiyle kazandığı yeni anlamıdır:

ÖRNEKLER

Onda her gün maç izleme hastalığı var
Basına doyurucu bilgi vermedi
Dışarı çıkınca içim acildi.

Bu cümlelerde yer alan “doyurucu” sözcüğü inan­dırıcı anlamında, “içi açılmak” öbeği de “rahatlamak, ferahlamak”anlamında kullanılmıştır.

[b]Mecaz-ı Mürsel[/b]
Bir sözün benzetme amacı olmadan, başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Düzdeğişmece de, eğretilmede olduğu gibi bir söz başka bir söz yerine kullanılır ancak, söylenen ile kastedilen arasında benzerlik ilişkisi yoktur.

Mecaz-ı mürsel şu biçimlerde yapılır:

a) Sanatçı söylenir, yapıtı kastedilir. Yani sanat­çı, yapıtı yerine kullanılır:
Sezen Aksu’yu dinlemekten hoşlanırım. Bugünlerde sürekli Orhan Pamuk’u okuyorum.
Bu örneklerde Sezen Aksu, şarkısı yerine; Orhan Pamuk da romanları yerine kullanılmıştır.

b) Ya iç söylenir, dışı kastedilir ya da dış söylenir içi kastedilir. Yani kimi örneklerde iç, dış yerine; kimi örneklerde de dış, iç yerine kullanılır:

İki tabak yedim, bir bardak içtim.

Bu örnekte tabak, yemek yerine; bardak, su yerine kullanılmıştır. Yani dış, iç yerine kullanılmıştır.

Üşürsün, sırtını çıkar.

Bu örnekte “sırt”, “elbise” yerine kullanılmıştır. Yani iç, dış yerine kullanılmıştır.

c) Ya parça söylenir, bütün kastedilir ya da bütün söylenir parçası kastedilir. Yani ya parça, bütün yerine ya da parçası bütün yerine kullanılır.
* Seyirci, stadyumu doldurdu.
* Genç kız, eline oje sürüyor.
.
Bu örneklerde “stadyum”, “tri bün” yerine; “el”, “tırnak” yerine kullanılmıştır. Yani bütün, parça yeri­ne kullanılmıştır.

* Yelken, rüzgarın önünde dans ederek ilerliyordu.
* Film beyazperdede gösterime girdi.
Bu örneklerde “yelken”, “gemi” yerine, “beyazperde”, sinema yerine kullanılmıştır. Yani parça, bütün yerine kullanılmıştır. J .^ ^

d) Eşya söylenir, insan kastedilir. Yani, eşya insan yerine kullanılır.

* Basınımızın etkili kalemlerindendir.
* Önlükler, ilkokulun bahçesine sevinç İçindeydi.

e) Yer söylenir, insan kastedilir:

Bizim köy çok dedikoducu.
Sınıf, dışarı çıktı.

[b]Benzetme (Teşbih) Sanatı[/b]
Aralarında ortak özellik bulunan iki kavramın, birbiriyle karşılaştırılmasıdır. Ortak özellikte güçsüz olan öğe, güçlü olan öğeye benzetilir. Benzetmede, benzeyen sözcük gerçek anlam­da, benzetilen sözcükse mecaz anlamdadır. Tam bir benzetmede benzeyen, benzetilen, benzetmeyönü ve benzetme edatı, ( ilgeci ) olmak üzere dört öğesi vardır. Ancak benzetmenin ger­çekleşebilmesi için yalnızca benzeyen ve benzetile­nin kullanılması yeterlidir.

Teşbih, aslında bir karşılaştırma sanatıdır. Teşbihin, teşbih olabilmesi için karşılaştırılan iki nesne ya da kavramın bir benzetme yönünde birleşmesi gerekmektedir. Aralarında ortak özellik olmayan nesne ya da kavramlar karşılaştırılsa bile teşbih sanatı (benzetme) meydana gelmez.
Benzetmenin temel öğeleri Benzetmenin yardımcı öğeleri

Kendisine Benzetilen (KB)
Benzetme Edatı (BE)
Benzeyen (B)
Benzetme Yönü (BY)

* Hava cehennemi andırıyor. (Burada havanın sıcaklığı cehennem sıcağına benzetilmiş.)

Âh bu türküler, köy türküleri Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz
(B. Rahmi Eyüboğlu)

Yukarıdaki şiirde şair, “köy türküleri”ni “ana sütü“ne benzetmiş. Köy türküleri ile ana sütü arasında “temiz” ve “candan” oluş yönüyle de benzetme ilgisi kurulmuş.
Yukarıdaki benzetmede dört öğe vardır:

a) Kendisine Benzetilen : Ana sütü
b) Benzeyen: Köy türküleri
c) Benzetme Edatı: Gibi
d) Benzetme Yönü: Candan, temiz

UYARI:

Benzetme edatı olarak “gibi” den başka; kadar, sanki, güya, nitekim, meğer ki, misal, andırmak… gibi sözcüklerde kullanılabilir.

* Gözlerim çalışmaktan kan çanağına döndü.
* Deniz misali gözleri vardı.
* Odanın konforu, sanki kral dairesiydi.
* Kepçe kulağı, hepimizi güldürürdü.

Bir teşbihin (benzetmenin) oluşabilmesi için mutlaka temel öğelerin bulunması gerekir. Yardımcı öğeler olmadan da benzetme yapılabilir.
Benzetme 4 türlüdür.

a) Ayrıntılı Benzetme (Teşbih-i mufassal):
Dört öğesi de bulunan benzetmedir.
Sular öyle temiz ki, annemin vüzü gibi.
B BY KB BE
(Kemalettin Kamu)



b) Kısaltılmış Benzetme (Teşbih-i mücmel): Benzetme yönü olmayan, diğer öğeleri olan benzetmedir.
Şenyuva apartmanı bodrum katı Kutu gibi bir dairede otururlar.
KB BE B

(O. Veli Kanık)



c) Pekiştirilmiş Benzetme (Teşbih-i müekked): Benzetme edatı olmayan, diğer öğeleri olan benzetmedir.
Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler
B BY KB
(S. Esat Siyavuşgil)



d) Yalın Benzetme (Teşbih-i beliğ): Sadece temel öğelerle (benzeyen, kendisine benzetilen) yapılan benzetmelere denir.
Selviler içinde bir alev Emirsultan
KB B
(Ö. Bedrettin Uşaklı)



Diğer Benzetme Örnekleri:

Unutmakta haklısın kömür gözlüm Haklısın…Bu sözüm sanma sitemdir.
(Mehmet Çınarlı)

Bir bakışı vardı Esma ‘nın
Kavak yaprakları gibi pırıl pırıl.
(Cahit Kulebi)

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkanında, tek başına gece gündüz, kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir aslanı andırıyordu.
(Ömer Seyfettin)

m Güler yüzün çözümleyemeyeceği hiçbir sorun yoktur. Buzlar güneş karşısında nasıl erirse, en çetin sorunlar da işe güler yüzle başlayan, öylece sürdüren insanlar elinde çözülür.
(Şevket Rado)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Devamı   Cuma Ocak 16, 2009 1:00 am

İSTİARE (EĞRETİLME) SANATI

Benzetme amacı, güdülerek,sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Benzetmede, benzetme­nin iki temel öğesi benzeyen ve benzetilen kullanı­lırken, eğretilme de ya benzeyen ya da benzetilen kullanılır.
Açık eğretilmede yalnız, benzetilen; kapalı eğretilmede ise yalnız, benzeyen kullanılır.
ÖRNEKLER:
Bu tilki her sınavda kopya çeker.
Şeytan bu sezon gol kralı olur.

İlk örnekte benzetilen “tilki” kullanılmış, benze­yen “öğrenci” kullanılmamıştır. İkinci örnekte ise benzetilen “şeytan” kullanılmış, benzeyen “futbolcu” kullanılmamıştır. Her iki örnekte de yalnız, benzeti­len kullanıldığından “açık eğretileme” vardır.

Eve geç gidince babam ikimize de kükredi.
Deniz o sabah çok hırçındı.

İlk örnekte benzeyen “baba” kullanılmış, benze­tilen “arslan” kullanılmamıştır. İkinci örnekte benze­yen “deniz” kullanılmış, benzetilen “insan” kullanıl­mamıştır. Her iki örnekte de yalnız, benzeyen kulla­nıldığından, kapalı eğretileme vardır.

Yuvayı yapan dişi kuştur.

Bir atasözü olan bu cümlede, “kadın”, “dişi kuş“a benzetilmiş, ancak benzeyen (kadın) kulla­nılmamıştır.

Bu, bir istiaredir.
İstiare iki türlü olabilir: İSTİARE

Kapalı İstiare


Açık İstiare

Sadece benzeyen kullanılır.


Sadece kendisine benzetilen kullanılır.

e Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

(C. Sıtkı Tarancı)

Şakaklardaki beyazlık kara benzetilmiş. An­cak benzeyen kullanılmamış. Bu, açık istiare ör­neğidir.

w Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!

(M. Akif Ersoy)

Şair bayrağı kaşlarını çatmış bir insana ben­zetiyor; ancak “insan” (kendisine benzetilen) di­zede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen öğesi kullanılmış. Bu, kapalı istiare örneğidir.

Bu memlekette de bir gün sabah olursa Haluk….

(Tevfik Fikret)

Şair “güzel günler”i “sabah”a benzetmiş, fa­kat “güzel günler”i (benzeyen öğesi) kullanma­mış. Bu, açık istiaredir.

Can kafeste durmaz uçar Dünya bir han konan göçer.

(Âşık Veysel)

İlk dizede “can”, “kuş“a benzetilmiş. Ancak “kuş“tan (kendisine benzetilen) söz edilmemiş. Bu, kapalı istiaredir.

UYARI:

Edebiyatta kimi zaman “temsiliistiare” (yaygın eğretileme)denilen bir anlatım yoluna da baş­vurulur. Temsili istiare, kısaca, bir olayın, kişinin, dönemin… simgelerle anlatımı olarak ta­nımlanabilir. Bu tür anlatımda birden fazla ben­zerlik ilgisi esastır; şiirin tümünde benzetmenin temel öğelerinden biri kullanılır.

Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor, Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor…

Son macerayı dinlememiş varsa anlatın: Zaptetmek isteyenler o mağrur, asil atın Beyhudedir her uvzuna bir halka bulsa da Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da… Coştukça böyle sel gibi bağnnda hisleri Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri.

Son şanlı macerasını tarihe anlatın: Zincir İçinde bağlı duran kahraman atın Gittikçe, yükselen başı Allah’a kalkıyor, Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor.

(F. Nafiz Çamlıbel)

Bu parçada şair bir “at”ı betimliyor görüne­rek, Osmanlı Imparatorluğu’nun yıkılışından sonra Kurtuluş Savaşı yapan ve eşsiz bir mücadele ör­neği veren Türk ulusunu anlatmaktadır. Yani “at” ile kastedilen “Türk ulusu”dur.

Şiirde “benzeyenler söylenmemiş, sadece “kendisine benzetilenler belirtilmiştir:

Benzeyen Kendisine Benzetilen


KİNAYE(DEĞİNMECE)SANATI

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz (değişmece) anlama gelecek bir biçimde kullanmadır. Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır.

Bu yük onu çok yıprattı.

Bu cümlede “yük” sözü gerçek anlamıyla “ağır bir nesne”, mecaz anlamıyla yaşamın ağır sorumluluğudur.

Bu lekeyi kolay kolay çıkaramazsın.

Bu cümlede leke sözü gerçek anlamıyla “kir izi”, “mecaz anlamıyla” namusa dokunur suçtur.

Bir gün ektiğini biçersin.

Bu cümledeki gerçek anlam “tarımsal etkinlik”, mecaz anlam, “yaptıklarının karşılığını göreceksin” dir.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
(Atasözü)
Gerçek Anlam : Ateşin olmadığı yerde duman da yoktur.
Mecaz Anlam : Kimi küçük belirtiler, işaretler suç niteliğindeki olayların habercisidir.

Gül dikensiz olmaz.
(Atasözü)

Gerçek Anlam : Her gülün dikeni vardır.
Mecaz Anlam : Her sevilen şeyin bazı pürüzlü, sevgiye engel olan yanları vardır.

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
(M. Akif Ersoy)

Bu dizelerde “ocak” sözcüğü kinayeli kullanılmıştır.
Gerçek Anlam : Ateş yakılan yer Mecaz Anlam : Aile

TEŞHİS(KİŞİLEŞTİRME) SANATI

İnsan olmayan varlıkları insan gibi algılayarak, insana özgü nitelikleri o varlıklara benzeterek söz söyleme sanatına teşhis (kişileştirme) sanatı denir.

Teşhis Sanatı Örnekleri:

Seslen liman sislerine boğulur
Gemiler yorgun ve uykuludur.

Bu parçada, gemiler kişileştirilmiştir.



Ne vakit Maçka ‘dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi.
(Attila İlhan)

İnsana özgü bir nitelik olan “gülmek” eylemi ağaçlara yakıştırılmış. Bir başka deyişle “ağaçlar” kişileştirilmiş.

Bütün kusurumu toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarım düzfüyor.

(Aşık Veysel)
Şair “toprak”ı kişileştiriyor.

Gül, hasretinle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksin intizar
(Baki)

Dizelerde “gül” ve “nergis” kişileştiriliyor.

Kış, Ada ‘nın her tarafına yerleşebilmek için rüzgarlarını poyraz, yıldız, karayel… halinde seferber ettiği zaman; öte yakadaki yaz, pilisini pırtısını yeni toplamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştu.
(Sait Faik Abasıyanık) Verilen parçada “kış” ve “yaz” kişileştiriliyor

KONUŞTURMACA (İNTAK) SANATI
İnsan dışı varlıklara insan kişiliği kazandırılır-sa “teşhis” yapılmış oluyordu. Bu varlıklar bir de konuşturulursa “intak” yapılmış olur.

Akıl ersin, ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal, senden yana.
(Arif Damar)
“Dal”, hem kişileştirilmiş hem konuşturulmuş. “İntak” olan yerde zorunlu olarak “teşhis” de vardır.

* Küçük bir çeşmeyim yurdumun Unutulmuş bir dağında Hiç kesilmeyecek suyum Yıldızların aydınlığında Boyuna akar dururum.
(Cahit Külebi)
Verilen parçada “çeşme” bir insan gibi konuşturuluyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Devamı   Cuma Ocak 16, 2009 1:05 am

TARİZ(İĞNELEME-SİSTEM) SANATI

Bir insanı iğnelemek maksadıyla, bir sözü karşıt anlamını düşündürecek biçimde kullanmaya tariz diğer adıyla iğneleme sanatı denir.

Araba o kadar hızlıydı ki, yürüyerek geçebilir.
Bu yürekli insan, tavşandan çok korkar.

Bu örneklerde “hızlı” sözüyle vurgulamak iste­nen “yavaş”, “yürekli” sözüyle de vurgulamak istenen korkaktır.

Bu büyük romancımızın hemen her yapıtında tarihsel gerçeklere aykırı birçok şey bulabilirsiniz,
Cümlede “büyük” sözcüğü karşıt anlamını düşündürecek şekilde kullanılıyor ve romancı eleştiriliyor.

* Aferin oğlum Ahmet, Bu yolda devam eti
Herifçoğlu Sen Misel’de koyuvermiş sakalı Neylesin bizim köyü, Nitsin Mahmut Makal’ı.
(B. Rahmi Eyüboğlu)
Şiirde “Bu yolda devam et” sözü tarizli kullanılıyor. Ahmet, Fransa’ya gidince köyünü, ülkesini unutmuş; gününü gün etmeye başlamıştır. Şair, oğlunun bu tutumunu eleştiriyor.

Osmanlı’nın son dönem sadrazamlarından Âli Paşa, Girit seferinde başarı gösteremeden döner. Ali Paşa’yla arası hiç iyi olmayan Ziya Paşa bu olay üzerine şu dizeleri yazar:
“Vermedi ablukada şan-ı donanmaya halel İngiliz devletine olsa sezadır amiral”

İlk dizede şair “Donanmanın şanına leke kondurmadı.” demek suretiyle Âli Paşa’nın, Türk donanmasının şerefini hiçe indirdiğini anlatıyor. İkinci dizede de “İngiliz donanmasına amiral olsa yakışır.” diyerek, Âli Paşa’nın bir donanmayı idare edecek kapasitesi olmadığını vurguluyor. «*■ Mehmet Akif Mısır’da iken, yakın dostu Ferit Bey’ den hiç mektup alamaz. Ancak Akif’in annesi İstanbul’da vefat edince Ferit Bey’den bir tiziyet mektubu alır.
Mektuba cevap yazan Akif şöyle der:
“Yahu senden ses seda çıkması için bizim evden
cenaze çıkması mı lâzım?”

TEZAT (KARŞITLIK) SANATI

Karşıt durumların, olayların, düşüncelerin, birarada belirtilmesidir. Bu, karşıt (zıt) anlamlı sözcükler kullanılmadan da yapılabilir.

Bir başka tanımı ise:

Aynı varlığın, olayın, durumun… birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya tezat denir.

Aşağıdaki örneklerde tezat sanatı vardır:

Ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var.
(Huzuri)
Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır
(Fuzuli)
Nice kâfirdir yüzün görüp müselman olmayan
(Lâmii)
Dil gitti gerçi yerine kondu hezâr gam Biri gider biri gelir oldu belâların
(Şeyhülislam Yahya)
Gülen çehremi görüp Sanmayın beni bahtiyardır Her kahkahanın içinde Bir damla gözyaşı vardır
Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım; ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Halbuki hepimiz hayattayız.
(Melih Cevdet Anday)
Bir kız vardı yok gibi öyle güzel
(Oktay Rıfat Horozcu)

MÜBALAĞA (ABARTMA) SANATI

Herhangi bir durumu, olayı ya da gerçeği olduğundan daha büyük ya da küçük göstererek anlatma yöntemine mübalağa (abartma) denir.
Aşağıdaki parçalar mübalağa sanatına örnektir :

Sevinçten göklere zıpladım.

Gittiğini duyunca bir kez daha öldüm.

Bir ah çeksem,karşıki dağlar yıkılır.

Korkudan, yüreğim ağzıma geldi.

Bir bakışın.yüreğimi deldi geçti.

* Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe!” desem sığmazsın.
(M. Akif Ersoy)

* Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle
(Y.Kemal Beyatlı)

* ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer 0 ne müthiş tipidir savrulur enkâz-ı beşer
(M. Âkif Ersoy)
Bir şulesi var ki şem-i canın Fanusuna sığmaz asmanın
(Şeyh Galip)
Merkez-i hâke atsalar da bizi Kürre-i arzı patlatır çıkanz.
(Namık Kemal)
Dövüşüyorduk Üç Şehitler’imizde Zorluyordu derya gibi düşman Attığım boşa gitmiyordu Lüzumsuzdu nişan.
(F. Hüsnü Dağlarca)

HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA) SANATI

Gerçek nedeni bilinen bir olay, olgu ya da duru­mu, daha güzel ve hayali bir nedenle oluyormuş gibi göstermektedir.

Diğer bir tanım:

Bir olgunun veya olayın gerçek nedenlerini bir yana bırakıp onu hoşa gidecek bir nedenle açıklamaya hüsn-i talil denir.

Gözün kamaşsın diye güneş tüm doğayı kızıla boyadı.

Güneşin batışına yakın saatlerde doğanın kızıla bürünmesi nedeni bilinen bir fizik olayıdır. Ozan bunu, güneşin sevgilinin gözünü kamaştırması gibi hayali bir nedenle açıklamaktadır.

Çağıl çağıl akan ırmak, yalnızlığın türküsünü söylüyor.

Bu Örnekte ırmağın çıkardığı doğal sesi, ozan yalnızlığın türküsünü söylemek gibi güzel ve hayali bir nedenle açıklamaktadır.

Sen yoksun diye bahçemde

Çiçekler açmıyor bak

Çiçeklerin belli bir mevsimde açmayışı, sevgili­nin olmayışı ile açıklanmaktadır.

NOT: Sanatçı bir olguyu gerçek sebebiyle açıklıyorsa hüsn-i talil olmaz. Mutlaka olayın başka bir nedenle açıklanması gerekir.

*Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına

Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına
(Yahya Kemal Beyatlı)

Akıncıların yeni ülkeler fethetme isteklerinin nedeni olarak, şair atlarına yeni bir ülkede yem vermek isteyişlerini gösteriyor. Oysa fetihlerin asıl amacı toprak kazanmaktır.

* Sen yoksun hiçbir şey yok Güneşin rengi
Ağustos yıldızlarının sıcaklığı Karanfil kokusu…
(Suat Taşer)

Şair, karanfil kokusunun, ağustos yıldızlarının sıcaklığının, güneşin renginin olmayışını gerçekçi bir nedene değil de sevdiğinin yok oluşuna bağlıyor.

*Müzeyyen oldı rey ahin bezendi bağ-ı çemen Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece
(Ahmedi)

Şair, “Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi, meğer sevgili bu gece geleceğini bildirmiş.” diyor. Bahçenin süslenmesini sevgilinin geleceği haberine bağlıyor. Halbuki bahçenin güzellik kazanması mevsimle ilgilidir.

Çumra kanalının sulan Beyşehir Gölü’nden çıkarken su rengindedir; Konya ovasından kan renginde. Siz buna, ovanın kırmızı toprağının rengidir diyeceksiniz; ben Dedemköylü Mehmet’le kardeşinin kanlarının rengidir diyeceğim.
Konya ovasının ufukları mavi değil, sapsarıdır. Siz bunun rüzgarın kaldırdığı tozlardan böyle olduğunu söyleyeceksiniz; ben Konya hapishanesinde yatan Zağar Mehmet’in benzinin sarılığından diyeceğim.
(Sabahattin Ali)

Yazar, Çumra kanalının suları ile Konya ovası ufuklarının rengini kendince bir sebebe bağlıyor. Asıl sebepleri de parçada belirtmiş. Demek ki hüsn-i talil sanatı düzyazıda da görülebilir.

TENASÜP (UYĞUNLUK) SANATI

Anlamca birbiri ile ilgili sözcükleri birarada kul­lanmaktır. Karşıtlık ilgisi, bunun dışındadır

Müraat-ı nazir” adıyla da bilinen tenasüp, anlamca birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.
Tenasüp sanatında, anlamca ilgili sözcükler okuyucunun zihninde bir çağrışım, bir imge yaratırlar.
Tenasüp olması için anlamca ilgili sözcükler arasında karşıtlık ilgisinin bulunmaması gerekir. Divan edebiyatı şairleri, tenasüp sanatında, türlü bilim terimlerini, mitoloji, tarih ve mesnevi kahramanlarını, hayvan, bitki ve çiçek adlarını bol bol kullanmışlardır.



Sen yoksun, hiçbir şey yok
Güneşin rengi
Ağustos yıldızlarının sıcaklığı
Karanfilin, kokusu
Beşikteki, bebenin gülüşü

Bu şiirde güneş-yıldızlar, karanfil-koku, beşik-bebek sözcükleri anlamca birbirleriyle ilgilidir.

Suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su.
(Fuzuli)
Şair, peygamberimizi övmek için yazdığı bu dizelerde şöyle diyor:
“Bahçıvan gül bahçesini suya (sele) versin, boşuna zahmet çekmesin; çünkü bir değil, bin gül bahçesine su verse (emek harcasa), senin yüzün gibi güzel bir tek gül açılmaz.” Şiirde siyah dizili sözcükler tenasüp sanatını oluşturuyor. Bağban (bahçıvan), gülzâr (gül bahçesi), gül açılmak, su., sözcüklerinin bir arada kullanılışı, zihnimizde bir bahçıvanın bahçesi içindeki çalışmalarıyla ilgili çağrışım uyandırıyor.

* Mest olupdur çeşm ü ebrunun hayâlinde imâm
Okumaz mihrâbda bir harf-i Kur’ân’/ dürüst
(Ahmet Paşa)
Şair; “İmam sevgilinin kaşı (ebru) ve gözünün (çeşm) güzelliğiyle kendinden geçmiş; namaz kıldırdığı yerde Kuran’ın bir harfini bile hatasız okumuyor.” diyor. Dizelerdeki altı çizili sözcükler din ve ibadetle ilgilidir ve tenasüplü kullanılmıştır. Şair, okuyucuda “Kur’an okuyan bir imam” imgesi meydana getiriyor.

Yanağın âteş-/ Musa dudağın mu’ciz-i Isâ
Kemâl-i hüsne Yûsuf’sun Muhammed’den dutar-
sın hû
(Şeyhi)

Dizelerde Musa, Isa, Yusuf ve Muhammed peygamberin adları tenasüplü kullanılıyor ve onlarla ilgili mucizeler çağrıştırılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Devamı   Cuma Ocak 16, 2009 1:09 am

TECAHÜL-İ ARİF

Bilinen bir şeyi, bilmez görünerek anlatmadır.Bu, çoğu kez soru ya da abartma yoluyla yapılır.

Diğer bir tanımla:

Nükte yapmak için veya bir anlam inceliği yaratmak, şairin gayet iyi bildiği bir şeyi bilmiyor görünerek söz söylemesine tecahül-i arif denir.
Şair, bu sanatı yaparken çoğu kez mübalağa (abartma) ve istifham (soru sorma) sanatlarından faydalanır. Aşağıdaki örneklere göz atalım:

Sen güneş misin ha?
Kaya mısın yoksa su mu?
Giderken
Bunca can
Susmuşsun da
Sanki var mısın?

Yukarıdaki örnekte ozan onun güneş, kaya, su ya da var olup olmadığını bilmemesi olanaksız olduğu halde bilmez görünüyor

* Çördükler, cevizler, iğdelerin Gidin bakın gölgeleri orda mı?
(Cahit Külebi)

* Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
(Cahit Sıtkı Tarancı)

*Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer?
(Ahmet Haşim)

* Su insanı boğar, ateş yakarmış
Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış
(Cahit Sıtkı Tarancı)

* Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne halet, bu ne hoş âb ü hevâdır
(Nedim)

Şair İstanbul’u övmek için yazdığı bu dizelerde “Altında mı üstünde midir güzel cennet/Doğrusu bu ne hoş durum, bu ne hoş su ve havadır” diyor. İstanbul’un güzelliğini böylece hem cennete benzeterek mübalağa ediyor hem de bildiği bir gerçeği (cennetin İstanbul’un altında ya da üstünde olamayacağını) bilmez görünüyor.

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım
(Nedim)

*Haberin var mı taş duvar, Demir kapı, kör pencere Yastığım, ranzam, zincirim Haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş Karanfil kokuyor cıgaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…
(Ahmet Arif)

İSTİFHAM (SORU SORMA) SANATI

Cevap bekleme amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için sözü soru biçiminde yöneltmeye istifham (soru sorma) denir.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
(M. Akif Ersoy)
1 Olur mu dünyaya indirsem kepenk Gözyaşı döksem Nuh Tufanı’na denk?
(N. Fazıl Kısakürek)
»* Hani o bırakıp giderken seni Bu öksüz tavrını takmayacaktın? Alnına koyarken veda busemi Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
(F. Nafiz Çamlıbel)
* Bana kara diyen dilber Gözlerin kara değil mi
(Karacaoğlan)

TERDİT (ŞAŞIRTMA) SANATI

Sözü, okuyucunun hiç beklemediği bir biçimde bitirerek onu şaşırtma sanatına terdit de-
nir.
En ağır işçi benim, Gün yirmi dört saat Seni düşünüyorum.
(Ümit Yaşar Oğuzcan)

Görünce uzanmış yâr kucağına Boynunu dolamış zülfü bağına Kurşunu kahpeye atacağına Kendine çevirdin… Aman be Ali!
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
Dişin mi ağrıyor?
Çek kurtul.
Başın mı ağrıyor?
Bir çeyreğe iki aspirin.
Verem misin?
Üzülme, onun da çâresi var,
Ölür gidersin….
(Sabri Soran)

TELMİN (ANIMSATMA) SANATI

Herkesçe bilinen bir olayı, bir kişiyi, bir öyküyü ya da atasözünü dolaylı bir biçimde anımsatmaktır.

Bir başka tanımı:

Herkes tarafından bilinen geçmişteki ünlü bir kişiye, bir olaya onu anımsatmaya, işaret etmeye telmih denir.
Bu sanat çağrışıma dayanmaktadır. Anımsatılan nesne ya da kavram uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle dile getirilir.

Genellikle örneklendirme ve temsil amacına yöneliktir. Bu sanatlarta, işaret edilen olay ile anlatılan duygu arasında gizli bir benzetme vardır. Telmihin gerçek malzemesi şiir dışı bilgilerdir. İdeal bir telmih sanatı, ne fazla kapalı ne fazla açık olmalıdır.

Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmaya çoban çeşmesi

Yukardaki şiirde bir aşk öyküsü olan “Ferhat ile Şirin” anımsatılmaktadır.

Su ıssız, gölgesizyolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anodulu’nda

istiklâl uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet’in yattığı yerdir. Bu şiirde İstiklal Savaşı ( Kurtuluş Savaşı ) anımsatılmaktadır.

“İnsanız, en şerefli mahlûkuz!”
Deyip de pek fazla
Övünmemiz haksız
Atamız elma çaldı cennetten
Biz o hırsızların çocuklarıyız!
(Orhan Seyfi Orhon)

Şair, “Atamız elma çaldı cennetten” dizesiyle okuyucuya Adem’le Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan olayı anımsatmakta ve telmih sanatına başvurmaktadır.

* Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi (Mehmet Akif Ersoy)
Şair, Çanakkale şehitleri için yazdığı bu dizelerde, düşmanla çarpışan Mehmetçikleri Bedir Savaşı ‘ındaki Peygamber askerlerine benzetiyor ve bir olayı anlatırken geçmişteki bir olaydan yararlanıyor.


a Ey dost senin yoluna Canım vereyim Mevlâ Aşkını komayayın Od’a gireyim Mevlâ
(Yunus Emre Divanından)

Bu dörtlüğün son dizesindeki “ateş” anlamına gelen “od” sözcüğü, şöyle bir olayı anımsatmaktadır: İslam inançlarına göre Allah’ın birliğine inanan Hz. İbrahim bir tapınaktaki putları kırdığı için puta tapanlarca ateşe atılmıştı. Fakat ateş birdenbire bir gül bahçesi haline gelmiş, Hz. İbrahim de bu bahçeden gül dererek çıkmıştı. Şair “oda (ateşe) gireyim” sözüyle bu olaya telmihte bulunuyor.


LEFF Ü NEŞR SANATI

Bir dizede geçen en az iki sözcükle ilgili niteliklerin, alt dizede sıralanmasıdır.

Bir diğer tanım ise:

Çoğunlukla bir beyit içinde, ilk dizede birkaç şeyi andıktan sonra, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve zıtlıkları belirtmeye leff ü neşr denir.
Bu sanat düzyazıda da görülebilir.
Teşbih ve istiare ile yakından ilgili olan bu söz sanatı, ilk dizede söylenenlerin ikinci dizede düzenli ya da düzensiz açıklanışına göre ikiye ayrılır:

a) Düzenli Leff ü Neşr:

Birinci dizede söylenenlerin karşılıklarını ikinci dizede aynı sırayla açıklamadır.

Elimde kitaplar dolusu karanfil tutarken
Gözlerim okuyor kırmızı çiçek misali yaşlarını
Bu şiirde, “kitap” sözcüğü ile “‘okumak”, “karanfil” sözcüğü ile “çiçek” Leff ü Neşr Sanatı (söz simetrisi) oluşturmuştur.

Hakir olduvsa millet, şanına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sakıt olmaz kadr ü kıymetten
(Ziya Paşa)
Sen bana en sâdık bir arkadaştın
Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
Ne diye tutuştun, ne diye taştın
Beni kıskandırıp durmalı miydin?
(Tavlusunlu Hicrani)

İşte gördüğünüz üzere, savaş ve barışa işaret olarak, bir elimizde kan dökücü mızrak, bir elimizde de zeytin dalı var; İkisinden birini seçerek kabul buyurunuz.
(Kâmil Paşa)

b) Düzensiz leff ü neşr:
Birinci dizede söylenenlerin karşılıklarını ikinci dizede ya ters yönden ya da karışık olarak belirtmedir.

Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
Göz kırpar yıldızlar, türküler söyler balıklar
(Cahit Öztürk)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Devamı   Cuma Ocak 16, 2009 1:16 am

TEDRİC (DERECELEME) SANATI

“Tedriç” sözcük anlamıyla “derecelendirme” demektir. Edebiyatta ise bir düşünceyi derece derece yükselten veya indiren bir düzen içinde sıralamaya tedriç denir.
Tedriç iki türlüdür:
a) Yükselen Dereceleme:
Anlatımda, kavramların küçükten büyüğe, azdan çoğa doğru sıralanmasıdır.
«• Geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar Zaman sanki bir rüzgar ve bir su gibi aksın
(Enis Behiç Koryürek)
Makber (mezar), makber değil bir türbe, türbe değil bir mabet, mabet değil bir küre, küre değil bir sonsuz uzay olmalıydı.
(Abdülhak Hamit Tarhan)
b) Alçalan Dereceleme:
Anlatımda kavramların büyükten küçüğe, çoktan aza doğru sıralanmasıdır.
e»- İki asker mızrak mızrağa, kılıç, kılıca, hançer hançere vuruşmaya başladılar.
(Namık Kemal)

TEKRİR (YİNELEME) SANATI

Sözün etkisini güçlendirmek amacıyla, anlamın yoğunlaştığı sözcük ya da sözcük öbeğini art arda yinelemektedir.

Diğer bir tanım ise:

Anlatımın etkisini güçlendirmek için bir sözcüğü ya da sözcük grubunu art arda tekrarlamaya tekrir denir.
Tekrir sanatı, eğer, soru anlamı taşıyan sözcüklerle yapılırsa istifham, ünlemlerle yapılırsa nida adını alır.

* Gözler, gözleri gözleyen gözleri gözler.

* Hadi uyan Aydınlığa çık da çil gözlerin ısısın İlkyazlar sıcağı biriksin Yoksul olsan da uyan Garip olsan da uvan Mademki güzelsin güzeli yaşatmak için Mademki iyisin iyiliği yaşatmak için Mademki umutlusun umudu yaşatmak için Hadi uyan
(Metin Eloğlu)

* Bu yağmur… bu yağmur …bu kıldan ince Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur Bu vaömur… bu yağmur …bir gün dinince Aynalar yüzümüzü tanımaz olur.
(Necip Fazıl Kısakürek)

* Yok gayri bizlere uyku dinek vay Kime bel bağlayıp kime dönek yay Vay amansız ecel zalim felek yay_
(Behçet Kemal Çağlar)

RÜCU (GERİYE DÜNÜL) SANATI

Bir düşünceyi daha güçlü anlatmak için, söylenen sözden döner gibi davranmaya rücu denir.
Sanatçı; nükte, üzüntü, sevinç, heyecan, dehşet … durumlarında anlatımı daha güçlü ve canlı kılmak için rücu sanatına başvurabilir. Rü-cuda, önceki sözden dönüş yok, fakat döner gibi yapma vardır. Amaç, anlamı pekiştirmektir. Dönüşler art arda gelebilir.
Alnın bir sitare-i nev, yok bir âfitâb
(Tevfik Fikret) [Sitare-i nev: Yeni yıldız. Âfitâb: Güneş]

Bir şarkıdır söylediği Mavi bir sevda şarkısı Hayır mavi değil Ela bir şarkıdır söylediği
(Metin Demirtaş)

İRSAL-I MESEL (ATASÖZÜ SÖYLEME) SANATI

Söylenen bir düşünceyi inandırıcı kılmak ve pekiştirmek amacıyla söze bir atasözü ya da özdeyiş katmaya irsal-i mesel denir.
Bu sanat hayal ve duygudan çok düşünceye dayanır. Güçlendirilmek istenen düşünce kendisi ile ortak yönü olmayan bir başka düşünceyle birlikte kullanılır ve sonuçta verilen örnekle bu düşünce okuyucuya benimsetilmiş olur. İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah
(Ziya Paşa)
Şair ilk dizede kötülük (ikrah) görse bile insana doğruluk (sadakat) yaraşacağını söylüyor; ikinci dizede de Allah doğruların yardımcısıdır.” sözüyle görüşünü okuyucuya benimsetiyor.
*’ Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın Sırtı pek kimseye ahval-i şitâ yaz görünür
(Sami) (Ahval-i şitâ : Kış ortamı)

CİNAS (SESTEŞLİK) SANATI

Hem yazılışları hem söylenişleri bir, anlamlan farklı iki sözcüğü bir arada kullanmaya cinas denir.

Cinasın en yaygın iki biçimi şudur:
a) Tam Cinas:
Söyleniş ve yazılışları bir, anlamları farklı iki sözcükle yapılan cinastır. “* Bir güzel şuha dedim iki gözün sürmelidir
Dedi vallahi seni Hind’e kadar sürmelidir
Sürmelidir
gözünde sürme var sürgün etmelidir

Cânansız : Sevgilisiz Cân ansız : Can onsuz
r» Her nefeste işledim ben bir günâh Bir günâh için demedim bir gün âh
(Süleyman Çelebi)
Günâh : Dince suç sayılan davranış Gün âh : Gün âh demedim
‘* Yanalı
Haylıca vakit oldu Ben bu derde yanalı Binme nâmert atına Ya mıhı düşer ya nalı
(Anonim)
Yanalı : Sevdalanalı Ya nalı: Veya nalı

Kısmetindir gezdiren yer yer seni Göğe çıksan akıbet yer yer seni
(Ibni Kemal)
diyar diyar
yer yer
toprak seni yer, içine alır
Bağ bana
Bahçe sana bağ bana Değme zincir kâr etmez Zülfün teli bağ bana
(Anonim)
Bağ
Üzüm yetişen yer Engel
b) Yanm (Ayrık) Cinas:
Cinaslı sözlerden biri, İki ayrı sözcük halinde İse yarım cinas oluşur.
Ah kim ömrüm cihan mülkünde cânansız geçer
Ben cihan mülkün nlderem çünkü cân ansa geçer
(Ahmet Paşa)

SECİ (İÇ UYAK) SANATI

Bir cümlenin içinde veya cümlelerde birden fazla sözcüğün sonlarındaki harf ve ses benzerliklerine içuyak diğer bir deyişle seci denir.
Seci, düzyazıda kullanılan uyak olarak da ta­nımlanabilir, özellikle Divan düzyazısında seçili anlatım bir amaç sayılmıştır.
(Altı çizili sözcükler seciye örnektir.) llahil Kabul senden, rssL senden. İlâhi! şifâ sendenderd senden. İlâhi! Gönlüm oduna her ne vaktınsaol tütşr. İlâhi! Vücudum bağına her ne diktinse ol (Sinan Paşa)* Imam-ı Câfer-I Sâdık’tan nakildir ki, Ifraz-ı girye beş kişiye münhasırdır. Biri Adem ki behlşt-l fira­kından oâlaa İdi ve biri Yâkup ki Yusuf hicretinden giryân İdi ve biri Yusuf ki Yakûp derdinden perişan İdi…(Fuzuli)[Nakil: Nakletme, bildirme. Ifraz-ı glrye: Gözyaşı dökme. Münhasır: özgü. Behişt-I firak: Cennetten ayrılık. Nâlân: İnleyen. Giryân: Ağlayan.] Söz

İŞTİKAK (TÜRETME) SANATI

Aynı kelime köklerinden türeyen sözcükleri aynı beyitte kullanma sanatına iştikak diğer bir adıyla türetme denir.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
(Yahya Kemal Beyatlı)
«s Karşısında nice erbab-ı denaât titrer
Hâkim-i mahkeme-i hükm-i cezadır kalemim
(Eşref)

AKİS (YANSIMA) SANATI

Bir dize veya cümle içerisindeki kelimeleri ters çevirerek söylemeye akis diğer bir adıyla yansıma denir.
* Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır.
(Atasözü)

* Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemelidir.
(Moliere)

* Didem ruhunu gözler, gözler ruhunu didem Kıblem olalı kaşın, kaşın olalı kıblem
(Nazim)

AKROSTÜŞ SANATI

Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru anlamlı bir sözcük oluşturmasına akrostiş denir.
Bu sanat, eski Yunan ve Latin edebiyatları ile Divan edebiyatında çok kullanılmıştır.

Var olan bir sen bir ben bir de bu bahar,

Elden ne gelir ki? Güzelsin gençliğin var.

Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes

İnan ki bir daha geri gelmez bu günler,

Âlemde bu andır bize dost esen rüzgar.
(Cahit Sıtkı Tarancı)

LEB DEĞMEZ (DUDAK DEĞMEZ) SANATI

İçinde “b, p, f, m, v” gibi dudak ünsüzleri bulunmayan sözcüklerle yazılan şiire lebdeğmez denir.
Lebdeğmez sanatına uygun şiir söyleme Halk edebiyatında saz şairleri arasında daha yaygındır.
Âşıklar söylenen sözden alırsa

İnsanlar içinde hastan sayılır

Hakikat dersini özden alırsa

Yaratan Tanrı’ya dosttan sayılır
(Selmani)

ALİTERASYON SANATI

Şiir ya da düzyazıda ahengi sağlamak amacıyla aynı seslerin yinelenmesidir.

Bir başka tanım ise:

Düzyazıda, şiirde ahenk oluşturmak amacıyla aynı hecenin veya sesin tekrar edilmesine aliterasyon denir.

Aşağıdaki aliterasyon örneklerine göz atalım:

Eylülde melul olduğu gönül soldu da lale
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale

Bu parçada “l” sesi yinelenmiştir.

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
(N. Fazıl Kısakürek)

Cinayeti kör bir kayıkçı gördü ben gördüm kulaklarım gördü vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü hiçbiriniz orada yoktunuz
(Attila İlhan)

Sisler bulvarında seni kaybettim.
Sokak lambaları öksürüyordu.
Yukarıda bulutlar yürüyordu.

Bu parçada “s,k,r” sesleri yinelenmiştir ve bu dizelerde aliterasyon sanatı vardır.

Salkım salkım tan yelleri estiğinde Sakallı bozaç turgay sayradıkta
(Dede Korkut Hikayeleri‘nden)

Dest bus-ı arzusiyle ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
(Fuzuli)
Yukarıdaki örneklerin;
birincisinde “s” ve “k” ikincisinde “k” ve “g” üçüncüsünde “s” ve “I” dördüncüsünde “s” ve “I” ünsüzleri sıkça tekrar edilerek söyleyişe ahenk katılmıştır. Bunlar aliterasyon örneğidir.

TEVRİYE SANATI

İki anlamı olan bir sözcüğün yakın anlamını söyleyerek uzak anlamını kastetmedir. Tevriyede bu sözcüğün her iki anlamı da gerçektir.

Gül gülse daim ağlasa bülbül acep değil
Zira kimine ağla demişler kimine gül

Bu şiirde “gül” sözcüğü hem “çiçek” anlamını, hem de “gülmek” eylemi olan anlamını içerecek biçimde kullanarak tevriye sanatı yapılmıştır.

Tahir Efendi bana keip demiş
İltifatı bu sözde zahirdir Maliki mezhebim zira
İtikadımca keip tahirdir

“Tahir”sözcüğü hem “temiz” anlamında kullanılmıştır, hem de şairin yerdiği(hicvettiği)kişinin adıdır.

Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş

Bu dizede “Baki” sözcüğü hem şairin mahlası,hem de “edebi,sonsuz” anlamındadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
 
Söz Sanatları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Alevileriz Biz :: EDEBİYAT :: EDEBİYAT TARİHİ-
Buraya geçin: