Alevileriz Biz

Alevi Yaşantısı
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 MARAŞ KATLİAMI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: MARAŞ KATLİAMI   Çarş. Mart 25, 2009 2:58 am

Faşist gruplar, cenaze töreninden sonra nasıl bir saldırı planı hazırlayacaklarını ve saldırı için kullanacakları sopa, demir çubukları, kazma, kürek, benzin ve gaz gibi malzemeleri temin ederek belli evlerde saklamaya hazırlanıyorlardı.
23 Aralık günü yapılması planlanan saldırıda halkın da yer alması için camilerde ve belediye hoparlöründen, "Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar" yönlü çağrılar ve duyurular yapılmaya başlanır.
Aleviler’in yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar.
Polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve son günlerde yoğunlaşan hazırlıklara yeterince önlem almamaları veya genel geçer önlemler alarak hareket etmesi saldırganların kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş'ı ele geçirmelerine neden olur.
Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları bağazlarlar, kurşun sıktılar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler.
Saldırganların "Aleviler, diğer mahallelerde Müslüman kardeşlerimizi, ”kadınlarımızı katlediyorlar, Camileri ateşe veriyorlar" biçimindeki propagandaları yüzünden daha önce tarafsız kalan birçok Sünni kökenli vatandaşlarımız da olaylara katılmaya başlamışlardır. Bu saldırılarda İsadivanlı ve Durak Mahallelerinde bulunan cami imamları da propaganda ve saldırılarda yer alırlar. Mahalle muhtarı olaylara katılmayanları zorlayarak silah, patlayıcı ve yanıcı maddeler toplar. Belediye araçları saldırı sırasında mühimmat ve silahlar taşır mahallelere. Saldırganlar işaretli evlerin yanında YSE binası, Sağlık Ocağı, çarşı Karakolu ve Sağlık Müdürlüğünü, işgal edip yakarlar.
Bir çok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerler son anda saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar.
Askerlerin ellerinden sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık Ocağından, Devlet hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye başlarlar.
22 Aralık'ta faşistler tarafından başlatılan katliam beş gün sürmüştür. Devletin tüm kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol edememişlerdir.
Kent dışına kaçışlar çoktan başlamıştı. Öte yandan aileleri, yakınları, çocukları Maraş'ta olanlar da kente girmeye çalışıyorlardı. Katliamda rahat hareket edenler MHP'li taraftarlardı. Katliamın ganimetini de onlar topluyordu.
Meydanları kontrol etmeyi başaran saldırganlar "Kahrolsun Komünistler, Müslüman Türkiye, Din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanı'nın kellesini isityoruz" sloganları her yanı kaplamıştı. Askerlerin tüm önlem ve kuşatmalarına rağmen faşistler Hükümet konağında bulunan ve oraya sığınanları katletmek istiyorlardı.
Olayları, katliamı yakından izleyen ve faşistlerin kellesini istedikleri İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ise, katliamın, solcuların tahrik etmesi sonucu çıktığını söylemekteydi. Özaydınlı bu sırada bir de Türkeş'i ziyaret ederek, alınacak önlemleri konuşuyordu. Olaylar Türkeş'in tam da istediği gibi gelişiyordu zaten... Türkeş "Ülkücüler güvenlik güçlerinin yardımcılarıdır” derken, hükümette ülkücüleri bu gözle görüyor ve koruyorlardı. Öte yandan askerlerin olayları önleme çabalarına yanıt olarak "komünist asker" sloganları bile atıyorlardı. Öyleki jandarma Alay Komutanlığı'nı bombalama eylemi bile gerçekleştirmeye çalışmışlardı.
Sağlık Bakanı Mete Tan, Türkoğlu İlçesi yakınında ülkücüler tarafından durdurulur, taş ve silahla beraberindeki konvoya saldırılarda bulunulur. Güvenlik güçleriyle saldırganlar arasında pazarlıklar yapılır. Bakan , ancak bu pazarlıktan sonra Maraş'a girebilir.
Aynı biçimde Topçam ve Karabıyıklı köyü yakınlarında Adalet Bakanı Mehmet Can, Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur ve Devlet Bakanı Salih Yıldız'ın da önü kesilir, silahlı ve taşlı saldırılara uğrarlar.Güvenlik güçlerinin müdahalesi saldırıyı engeller, ancak, Bakanlar Maraş'a korku içinde girebilmişlerdir.
Kentte yangınlar sürüp, sokaklarda cesetler kokuşurken, faşistler ise "Yaşasın Başbuğ Türkeş" propagandalarıyla sokaklarda dolaşıyorlardı.
Maraş'a gelmenin ötesinde ancak Hükümet Binası'ndan çıkamayan Bakanlar ve Milletvekilleri bir ortak bildiri hazırlayarak barış çağrısında bulunurlar. Olayların bitmesi ve kayıpların daha da büyümemesi yönünde ifadelere yer verilen bildiride, “Şerefli Türk Ordusu'na ve Güvenlik Kuvvetlerine yardımcı olunuz, evlerinizde istirahat ediniz” deniyordu. Ayrıca Milletvekilleri olayların tamamen durması için Maraş Müftüsü'nünde konuşmasını istemelerine rağmen Müftüye ulaşmaları mümkün olmaz.
Maraş Katliamı'nı gerçekleştirenler çatışmaları çevre köylere de taşırıyorlar. Köylüleri "Maraş'taki solcular, koministler, Aleviler birleşerek camileri bombalıyorlar, mahallelerde Sünni müslümanların evlerini tahrip ediyor ve yakıyorlar. Kadınlara-kızlara tecavüz ediyorlar. Alevi köylerinden silahlı militanlarını Maraş'a getiriyorlar. Biz de Maraş'a giriş yollarını kontrol edelim. Bir bölümümüz de Maraş'ta direnen kardeşlerimizin yardımına gidelim" biçiminde kışkırtmalarla çevre Sünni köyler de olayların içine çekilmişlerdir. Bunun sonucunda çevre yolların giriş ve çıkışlarını kontrol altına alanlar da yolcuları sorgulamaya, Alevi olanlara işkence yapmaya, bazılarını da öldürmeye kadar götürmüşlerdi işi.

--------------------------------------------------------------------------------

Maraş Katliamı iki solcunun öldürülmesiyle başladı. Katliam 23 ve 24 Aralık 1978'de gerçekleştirildi. Katliamın hazırlık süreci 8 ay öncesine kadar gitmektedir.
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in çeşitli dönemlerdeki konuşmaları ve MHP'nin Maraş'taki etkinlikleri katliama örnek delillerdir. Katliamdan bir hafta önce, Alevilerin ve solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları semt ve mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişilerin "tuhaf" bir nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek evleri dolaşarak, evlerde kaç kişinin yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek kapıları kırmızı boya ile işaretlemişlerdir. Bazı belgelerde ise PTT görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek için bir çalışma yaptıklarını söylemek suretiyle kapılara boyayla işaretler koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevi ve Solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemektir

KAHRAMANMARAŞ KATLİAMI

Kahramanmaraş'ta 21/25-Aralık-1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.

21 Aralık günü iki öğretmeni öldüren faşistler, öğretmenlerin cenaze törenine de "Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz" çığlıkları ile saldırdılar. Cenaze törenine katılanlara taş ve sopalarla saldıran faşistler daha sonra çarşıya doğru yürüyüşe geçerek CHP'li ve Alevi yurttaşlara ait işyerlerini tahrip ettiler.

22 Aralık sabahı erken saatlerde kentin çeşitli yerlerinde toplanan faşistler "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla yürüyüşe geçtiler. Av tüfeği ve malzemeleri satan dükkanların kapılarını kırarak silahlanan güruh, ellerindeki dinamit ve uzun menzilli silahlarla Alevilerin işyerlerini yakmaya başladılar. Öğle saatlerinde olaylar tüm kente yayıldı.

Olaylar tam bir isyan durumuna gelmiş, kentin her yanından ateşler yükseliyordu. Evlerini terk eden bazı yurttaşlar Valilik Binası'na sığınmıştı. Vali de eşi ve çocuğu ile Vilayet Binasına

sığınmıştı.

Alevilerin yoğun olarak oturduğu mahallelere uzun menzilli silahlarla saldıran faşistler "Maraş Alevilere mezar olacak" çığlıkları ile evleri ateşe verip, katliama giriştiler. Kadınlara, kızlara tecavüz eden ırz düşmanı faşit köpekler, hamile kadınlarla kundaktaki bebekleri bile katletmişlerdi.

*****

Olayların üzerinden 24 yıl geçti. Şimdi bu olayların altında yatan nedenlere bakalım.

Maraş'ın ekonomisine egemen olan Sünni işadamları, Alevi işadamlarını kendilerine tehdit olarak görüyorlardı. Katliam sırasında bu işadamlarının bir bölümü faşist saldırganlarla iş

birliği yaptılar.

Aydınlık Gazetesi'nin 12.01.1979 tarihli sayısında şu bilgiler verilmektedir:

"Kahramanmaraş katliamı, EDEM YAĞ FABRİKASI toplantısında kararlaştırıldı. Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantıya, Edem ortağı Faruk ARIKAN, abisi Hacı Osman ARIKAN, Fabrikatör ve Hacı Çiftliği'nin sahibi Muammer PAKDİL, kardeşi Cahit PAKDİL, Pişkinler İplik Fabrikası sahibi Abdurrahman PİŞKİN, Çırçır ve Prese Fabrikatörü Sıddık AKDİŞLİ, Tanrıverdi Çırçır Fabrikası sahiplerinden Zekeriya KİRİŞÇİ, Yağlıca Kardeşler

Kooperatif Şirketi sahipleri Kasım YAĞLICA ve Ali YAĞLICA, Fabrikatör Tarık SARIKATİPOĞLU, Çırçır Fabrikatörü Mehmet VAKKASOĞLU, AP (Adalet Partisi) İl Başkanı ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi Faruk KADIOĞLU, Belediye Başkanı Ahmet UNCU, MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Bölge Temsilcisi (Başkanı) Cemil TOZKOPARAN katıldılar..."

Toplantının açılış konuşmasını yapan Hasan BALCI,

"Bugüne kadar bizleri koruyabilmeleri için ülküdaşlarımıza her ay 250 bin lira para veriyorum. Sizler ise bugüne kadar bir kuruş yardım yapmadınız. Hükümete haddini bildirmek ve Alevi Komünistleri yok etmek istiyorsak mutlaka birleşip bütün gücümüzü ortaya koymalıyız. Elbirliği yapalım, Maraş'ı POL-DER'cilerden, TÖB-DER'cilerden temizleyelim."

demiştir. Gazetenin bu haberi yalanlanmamıştır.

Kahramanmaraş katliamı, örgütlü, planlı, ekonomik çıkar nedeniyle bazı işadamlarının destek verdikleri bir katliamdır.

"Kahramanmaraş'ta olan bir savaş değildir. İç savaşın silahlı iki tarafı olur. Kahramanmaraş'ta olan bir katliamdır. 1572 yılı 24 Ağustos'unda binlerce Protestan'ın boğazlandığı gibi, Saint Barthelemy katliamı gibi, Endonezya'da solcuların bir gece de vuruldukları faşist ayaklanma gibi bir katliamdır. Bunun adına anarşi denmez. Bu, Alevi-Sünni çatışması da değildir. Bu planlı ve örgütlü bir faşist saldırıdır. Çevre illerden Maraş'a getirilen katil çetelerine belli hedefler gösterilerek, her şeyi hesaplanan bir planla yürürlüğe konan bir faşist eylemdir. Kin ekip, kan çiçeği büyütenlerin, direnme hakkından söz edip 'Milli direnme hakkı doğmuştur' diye bildiri yayınlayanların eseridir. Maraş katliamı "Müslüman Türkiye - Milliyetçi Türkiye - Allah İçin Cihad Başına" sloganlarıyla kadın demeden, çocuk demeden vuranlar karşısında 'Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayrt işliyor dedirtemezsiniz' diyenlerden destek görenlerin eseridir..."

(Kahramanmaraş Milletvekili Hüseyin DOĞAN'ın CHP grup toplantısında yaptığı konuşmadan... 03.01.1979... Aydınlık Gazetesi)

*****

Şimdi de faşistlerin çalışma/provokasyon sistemlerine bir göz atalım.

"Güvenlik güçleri, saat 22.30 sıralarında Maraş'ın Serintepe Mahallesinde dolaşan iki kişiden şüphelenir ve gözaltına alırlar. Bu kişilerin, bir süre önce İmam Hatip Lisesi'nde hırsızlık yaptıkları iddiasıyla aranan Ahmet KOLUTEK ile Ali KOŞARGELİR oldukları, üzerlerinde patlamaya hazır üç dinamit lokumu bulunduğu ortaya çıkar. Soruşturma sonucu, kentte sabaha kadar arama yapılır. 34 kişi gözaltına alınır.

Ayrıca üç otomatik silah, çok sayıda mermi ve patlayıcı madde ele geçirilir. Gözaltına alınanlar, ifadelerinde birçok yeri bombaladıklarını, iki gizli örgüt TYK (Türk Yıldırım Komandoları) ve ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) ile ilişkili olduklarını söylemişlerdir. Yine ifadeleri sonucu, İstasyon Caddesi üzerinde bulunan caminin avlusunda gömülmüş, etrafı sıvanarak fitilleri dışarıda bırakılmış, patlamaya hazır beş adet dinamit de ortaya çıkarılmıştır." (Milliyet...22.04.1978)

Emniyetin bir yetkilisi,

"Yapılan soruşturma kentte meydana gelen patlamaların bir provokasyon olduğunu ortaya çıkarmıştır. Komandolar özellikle kendi kuruluşları olan derneklere bombayı atıyorlar, sonrada suçu solcu gruplara yüklemek istiyorlar" diyordu. (Cumhuriyet...22.04.1978)

Gözaltına alınan 34 kişi, mahkemeye sevk edilir ve 24

tanesi tutuklanır. Tutuklananlar arasında MHP Milletvekili Mehmet Yusuf ÖZBAŞ'ın Avukat oğlu Edip ÖZBAŞ'ta bulunmaktadır.

Tutuklama haberini alan MHP Milletvekili Mehmet Yusuf ÖZBAŞ, bazı yandaşlarıyla birlikte Adliye binasına gider; 1. ve 2. Asliye Ceza Yargıçlarıyla karşılaşır. Yargıçlara,

"Tutuklamaları siz mi yapıyorsunuz? Sizi mahvedeceğim, pezevenkler..."

diyerek küfreder ve fiili saldırıda bulunur. 1. Asliye Ceza Yargıcı'na yumrukla saldırır. Bu sırada içeri giren Savcı'ya da küfreder. Saldırıya uğrayan 1. Asliye Ceza Yargıcı, Hükümet Tabipliğinden 5 günlük rapor alır.

(Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet...22.04.1978)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: DEVAMI   Çarş. Mart 25, 2009 2:59 am

O tarihten Aralık ayına kadar geçen sekiz aylık süre içinde katliamın altyapısı hazırlanır. Katliamdan bir hafta önce, görevli olduklarını söyleyen bir takım kişiler, Alevilerin ve solcuların oturdukları semtlerde, bir tür nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek konutları dolaşmışlar, evde kaç kişinin oturduğunu sormuşlar ve yeni numaralar verdikleri kapıları kırmızı boyayla işaretlemişlerdir.

Başka bir bölgede başka bir grup, bu kez PTT görevlisi olduklarını ve mektupların kaybolmaması için bir çalışma yaptıklarını söyleyerek kapılara boyayla işaretler koymuşlardır.

Faşist örgütlerin her zaman başvurdukları yöntemlerden biri "Dini ve camileri" kullanmaktır. Belirli yerlere ve özellikle ibadethanelere patlayıcı maddeler atıyorlar, "Dinsiz solcular" attılar diye propoganda yapıyorlardı. Kendi binalarına ve camilere etkisi az patlayıcılar atıyor, sonra suçu solculara yükleyerek "meşru tepkilerini" göstermek için miting ve yürüyüş yapıyor, ardından da saldırıya geçiyorlardı. Maraş'ta da aynı yönteme başvurulmuştur.

*****

ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) tarafından getirilen "Güneş Ne Zaman Doğacak" isimli film 16.12.1978 günü "Çiçek Sineması"nda gösterime girer.

19.12.1978 günü seyirciler "Müslüman Türkiye", "Milliyetçi Türkiye", "Başbuğ Türkeş", "Komünistler Moskova'ya", "Katil İktidar" diye slogan atmaya başladılar. Filmin bitimine az bir süre kalmışken salonda etkisi az olan bir patlama olur.

Önceden hazırlanmış 30-40 kişilik Ülkü Ocaklı bir grup, "Bunu solcular attı" diye diğer seyircileri tahrik edip, PTT ve CHP binalarına saldırdılar. Polis, olaya el koyup, patlayıcının ülkücüler tarafından atıldığını ortaya çıkardı.

Gözaltına alınan Yusuf İLHAN'ın poliste verdiği 21.01.1979 tarihli "ifade tutanağı" şöyledir:

"Daha önceden tanıdığı sanık Ökkeş KENGER'in 17.12.1978 Pazar günü kendisine ... 'Biz Kahramanmaraş'ı düzelteceğiz' dediğini,... 18.12.1978 günü eski belediye önünde yine yanına gelen sanık Ökkeş KENGER'in 'Sana bir görev vereceğim, yapmazsan seni harcarız, bu başkanın emridir' dediğini, aynı akşam "Kümbet Çay Bahçesi"nde kendisini

bekleyen Ökkeş KENGER'in 'Yarın akşam Çiçek Sinemasına patlayıcı madde atacağız. Esas görevi biz yapacağız. Senin yapacağın işte korkulacak bir şey yok.Taş atmak gibi bir şey' diyerek parkasının cebinden çıkardığı kırmızı çıçekli bir beze sarılmış yarım dinamit lokumunu kendisine verdiğini; fitilinin yarım parmak dışarıda göründüğünü, beze sarılı bir yarım dinamit daha göstererek 'Bir arkadaşımla beraber sinemada olacağız. Yan salondan sahne kısmına geçip oradan atacağız. Sen yarın akşam film başladıktan sonra kaleye çıkan yolun üzerinde dolaş. İçerdeki patlamayı duyduktan sonra elindeki dinamiti ateşleyip sinemanın damına at" dediğini; kendisinin bu dinamiti aldığını; 19.12.1978 akşamı sinemadaki patlamayı duyunca kendisinin de elindeki dinamiti ateşleyerek sinemanın damına fırlattığını; ancak dinamitin patlamadığını; daha sonra buluştukları Ökkeş KENGER'in 'Sen bizi kandırdın, dinamiti atmadın' dediğini, yanından ayrılıp eve gittiğini, dinamiti patlatmaktaki amacının sinemadaki ülkücü gençliği ve dışarıdaki halkı tahrik etmek ve patlamayı solcuların yaptığı intibaını vererek olay çıkarmak olduğunu" söylemiştir.

(Kahramanmaraş Davası Gerekçeli Kararı 'Gerekçeli Karar', 1980/92, Karar:1980/520, Sayfa:36)

Bu ifadeden sonra Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı da Yusuf İLHAN ve Ökkeş KENGER'i ayrı ayrı çağırarak ifadelerini alır. Yusuf İLHAN, dinamiti Ökkeş KENGER'in verdiğini tekrarlar, Ökkeş KENGER de olayı doğrular.

Tanık İsmail LAÇİN Savcılık ifadesi tutanağında şunları söylemiştir:

"Çiçek Sinemasına patlayıcı madde atıldığı gece Ökkeş KENGER'in PTT'ye gelerek bir konuşma yaptığını ve PTT'den ayrıldığını; sanığın ne konuştuğunu duymadığını,... bir süre sonra Ökkeş KENGER'in bu kez yanında 15 kişilik bir grup ile tekrar PTT'ye gelip telefon yazdırdığını; telefonu hemen çıkınca durumun ilgisini çektiğini, kabinin kapısının da açık olduğunu ve konuşmanın da rahat duyulduğunu, 'Orası Genel

Merkez mi? Ben teşkilattan Ökkeş KENGER, sen onlara söyle beni tanırlar, burada sinemaya bomba atıldı, 10 yaralı var, söyle acele gelsinler'dediğini..." söylemiştir.
(Gerekçeli Karar, Sayfa:349)

Kahramanmaraş Valiliği, İsmail LAÇİN'in ifadesi doğrultusunda telsizle durumu İçişleri Bakanlığı'na iletir. Yapılan araştırmada Ökkeş KENGER'in Ankara'da konuştuğu telefonun Ülkücü Gençlik Derneği'ne ait 29 43 51 numaralı telefon olduğu; ve konuşmanın, patlayıcı maddenin atıldığı gün 20.40 ile 22.27 saatleri arasında yapıldığı tespit edilir. (Gerekçeli Karar, Sayfa:360)

*****

Peki bu ÖKKEŞ KENGER kimdir?

Daha sonra ne yapmıştır?

Bu ÖKKEŞ Kahramanmaraş Davası'nın 1 numaralı sanığıdır. Soy ismini ŞENDİLLER olarak değiştirmiştir.

MHP ve BBP'den milletvekili olup Meclise girmiştir.

ANAP'ın yaptığı seçim ittifakı da unutulmamalıdır.

*****

Faşistler toplu katliama başlamadan önce, gelişmelerin iyiye gitmediğini gören Aleviler, CHP'liler ve diğer Sol Partilerle Demokratik Kitle Örgütleri'nin temsilcileri aynı gün Vali'ye, Emniyet Müdürü'ne, Jandarma Alay Komutanı'na giderek endişelerini belirtip, önlem alınmasını istediler.

Vali ve diğer yetkililer kaygısızca güvence verdiler:

"Devlet güçlüdür. Her olayın üstesinden gelecek güçtedir. Önlemler alınmıştır. Vatandaşlar emin olsunlar."

Oysa, somut belirtiler ortadaydı.

Her nedense (!!!) , çevre illerden güvenlik yardımı istenmediği gibi, yeterince önlem alma yoluna da gidilmedi.

*****

Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden sol görüşlü iki öğretmen 21 Aralık 1978 günü okuldan evlerine giderlerken yolda faşist katillerce şehit edildi.

Faşistler, cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylere adam göndererek;

"Komünistler, Aleviler cuma namazında camileri bombalayacaklar. Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım." diye çağrı yaptılar.

Bu sırada MARAŞ MÜFTÜSÜ'nün de Resmi araçla kentte dolaştığı, halkı kışkırttığı görüldü.

(Hürriyet Gazetesi 26.12.1978)
Şehit öğretmenlerin cenazesine beş bine yakın insan katıldı. Meslek Lisesi'nde tören yapıldı. Cenazeleri Ulu Cami'ye kortej halinde halinde götürmek üzere yola çıkıldı.

Yolda polis ve askeri birlikler, kortejdekileri tek tek aradı. Ellerindeki pankartlara varıncaya kadar her şeyi topladılar. Yani, taşları bağladılar, köpekleri serbest bıraktılar.

Cenaze korteji Ulu Cami'ye yaklaştığında, toplanan saldırganlar:

"Komünistlerin, Alevilerin namazı kılınmaz", "Komünistler Moskova'ya", "Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçtiler.

Ellerindeki taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı maddelerle korteje saldırılması üzerine, kortejle faşistlerin arasında bulunan POLİSLER kaçarak hükümet binasına sığındılar.(!!!) Orada bulunan az sayıdaki JANDARMA birliği ise havaya ateş edereksaldırıyı durdurmaya çalıştı. Kortejdekiler canlarını kurtarmak için kaçmaya başladı.

Şehit öğretmenlerin cenazesi sokak ortasında sahipsiz kaldı.

Cenazeleri askeri birlik aldı.

Devlet Hastanesi'nin morguna götürdü.

Olaylar sırasında devrimci güçlerle çarpışmaya giren faşistlerden üçü devrimcilerce cezalandırıldı.

23 Aralık günü saldırılara halkı da katmak üzere camilerden ve belediyehoparlöründen yapılacak çağrının metnini hazırlayan faşistler, sabah saatlerinden itibaren aralıksız olarak:

"Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit (!!!) edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar. Son görevlerini yapsınlar" şeklinde anonslar yaptılar.

Yatsı ve sabah namazlarında da cami imamları aynı çağrıyı yaptılar.

Artık katliamın tüm hazırlıkları tamamlanmış, saldırı emri bekleniyordu.

"Belediye hoparlöründen yapılan anons saldırının başladığının işaretini verdi"

(Yüzbaşı Bülent ENGİN, Gerekçeli Karar, Sayfa:173)

*****

Şimdi sözü katliamı yaşayanlara bırakıyorum:



"Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makinalı tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı.Kolları kesildi, kafaları dövüldü (ezildi). Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi: 'Allah'tan korkun'. Kocasını çektiler, öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşındaki bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe'de Kaşan'lı (...) ün karısının IRZINA GEÇİP, kurşuna dizdiler. Daha sonra KÜLOTUNU ÇIKARIP sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail'e de baltayla vurup, beynini

parçaladılar." (Muzaffer İlhan ERDOST, 'Faşizm ve Türkiye', Sayfa:205/206)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: DEVAMI   Çarş. Mart 25, 2009 3:06 am

MAHMUT DUMAN: Evde oturuyorduk. Saat 12.00 sıralarıydı. Dışarıdan evimize silahla ateş edildi. 25-30 kişi gaz doldurdukları şişeleri ateşleyerek pencereden içeriye attılar. İçerisi alev aldı. Bir grupta kapıyı kırarak içeriye girdi. Bizi evden dışarı çıkardılar. Ellerimizi başımızın üstünde tuttuk. Bize ateş ettiler. Oğlum MEHMET öldü. Biz yaralandık.



HÜSEYİN ÜN: Öğle zamanıydı. Evimizi otomatik silahla taradılar. Eve girdiler. Sopalarla bizi dövdüler. Sonra bizi sıraya dizip, silahlataradılar. Kamil GÜLŞEN, Zeynep ÜN ile Yusuf LAKAP'ı öldürdüler. BENİ ve ŞAKİR'i öldü diye bıraktılar.



MERYEM POLAT: Beş çocuğum, damadım ve kızımın nişanlısı vardı. Evimiz mahallenin en ucundaydı. Ortalardaki bir eve gittik. Sabahtan başlayıp, ikindiye kadar bütün evleri yaktılar. Bir çocuk kazanda yakıldı. Bizim evinde yandığını duydum. Çocuklarla gittik, baktık yanıyordu.O sırada 100 kadar kişinin geldiğini gördük. Hemen yanan evimizin bodrumuna sığındık.

Her şeyi talan ettiler. Biz bodrumda suyun içindeydik. Üstümüz tahtaydı. Tahtalar yanıyor, üstümüze düşüyordu. Evim kül oldu. Bodrumda sekiz kişiydik. Orada olduğumuzu anlamadılar. Çıkıp gittiler.



MURAT BOZKURT: Sabah 08.30 sıralarıydı. Bakkal MURAT'ın evininönüne minibüs, kamyon ve traktörlerle geldiler. Kısa sürede kalabalık büyüdü. "Müslüman Türkiye", "Komünistler Moskova'ya", "Allah'ını seven gelsin", "Alevilere Ölüm", "Alevileri Yaşatmayalım" diye bağırarakyürüyüşe geçtiler. Biz İmam ERGÖNÜL'ün evindeydik. Eve hücum ederek, evin tavanını deliciyle delmeye çalıştılar. Evin içine gaza batırılmış bez parçalarını ateşleyerek atıyorlardı. Pencereden patlayıcı madde attılar. Evin içini alevler sardı. Demir kapıyı kırarak içeriye doluştular. Bizlere sopa, nacak, kılıç gibi kesici aletlerle vurmaya başladılar. Her tarafımız kan içindeydi. Küfür ve hakaret ediyorlardı. Bizi sırayadizdiler. Silahla ateş ettiler. İMAM, HÜSEYİN, Güllü ERGÖNÜL ile HacıBektaş BOZKURT ve Mahmut ÜNAL'ı öldürdüler. Bir kaçımız da ağır yaralandık.



HATUN KÖSE: Sabahın ilk saatlerinde bakkal MURAT'ın evinin önüne arabalarla, kamyonlarla geldiler. "Durmayın, 5 yaşından 90 yaşına kadar durmayın", "Komünist Alevileri öldürün.", "Kim bunları öldürürse cennetlik olacaktır.", "Kahrolsun Komünistler", "Yaşasın Türkeş" diye bağırıyorlardı. "Vurun, kırın, öldürün." diye emir veriyorlardı. Alevilerin evlerine saldırdılar, yakmaya, tahrip etmeye başladılar. Silahlarla pencerelerden içeriye ateş ediyorlardı. Bizde korkumuzdan Mehmet POLAT'ın evine sığındık. Buraya da saldırdılar. Taş ve sopalarla pencereleri kırdılar. "Vurun Komünist Alevilere"diye bağırıyorlardı. Gruplar halinde aşağıdan ve yukarıdan ateş ettiler. Evlerin üzerinde kurşunlar vızır vızır gidiyordu. Can korkusuyla yerlerde sürünüyorduk.

Hüseyin KİLİT ile Hatice TEMİZ yaralandılar. Sürünerek, çömelerek Molla TABAK'ın evine sığındık. Bu sırada HÜSEYİN ve karısı Fatma BAZ vurularak öldürüldü. Fatma'nın kucağındaki ALTI AYLIK çocuğu YILMAZ'ı da öldürdüler. Sığındığımız Molla TABAK'ın evini de sardılar. Her taraftan yağmur ve dolu gibi kurşunlar geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Saldırganların elinde "ÜÇ HİLALLİ

bayraklar" vardı. Topluca hücuma geçtiler. Bizler korkuyla birbirimize sarıldık. Tam içeri girecekleri sırada askerler geldi, bizi alıp askeri kışlaya götürdüler. Ölülerimiz orada kaldı. Bizler de esirler gibi ortada kaldık.



KAMİL BERK: Bir şeylerinolacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, Devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki............ Sabahın ilk saatleriydi. "Allah'ını, Peygamber'ini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim"diye bağırarak mahalleye saldırdılar. Benzin şişeleri vardı. Alevilerin

evlerine saldırdılar. Evleri ateşe verdiler. "Maraş size mezar olur, vatan olmaz", "Yaşasın Türkeş", "Yaşasın MHP" diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş ediyorlardı. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenleri de arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada Cemal BAYIR ve Ali ÜN'ü öldürdüler. Biz içeride birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk. Askerler geldi, hepimizi

kışlaya götürdüler. Evlerimiz, eşyalarımız hem yağmalandı, hem yakıldı.
NACİYE - HABİBE ÜNVER: Saat 09.00 sıralarında saldırganlar evimizi bastı. Korkumuzdan komşumuz Osman KÜÇÜKBEŞE'nin evine gittik. Evimizi yağmaladılar, eşyalarımızı dışarı çıkararak yaktılar. Sayıları beş, altı bin kişi kadardı. Saklandığımız evi de bastılar. Hepimiz bir odada gizlenmeye çalışıyorduk. Odanın kapısını içeriden kilitlemiştik. Kapının kilitini ve kapıyı taradılar. İçeride bulunan Malik ÜNVER alnından yaralandı. Kapıyı kırıp, odaya girdiler. İçeride bulunan erkekleri ( ÜNVER ailesinin erkeklerini) alıp dışarıya çıkardılar. "Allahını seven vursun" diye bağırdılar. Topluca taş, sopa ve balta ile vurmaya başladılar. Malik ÜNVER'i öldürdüler. MEHMET ve karısı Döndü ÜNVER'i öldürdüler.



İSMAİL YILMAZ: Saat 10.00 sıralarında "Vurun kızıl komünistlere, bunlara yaşamak haramdır" diye evimize saldırdılar. Sopalarla vurdular. Kaçtım. Eve döndüğümde babam ALİ'nin, annem HATİCE'nin ve abim HÜSEYİN'in cesetlerini evimizin kapısının önünde gördüm. Babamın parmaklarını kesmişlerdi. Kanını da bir kazanın içine akıtmışlardı. Annemin kafasını biriketle parçalamışlardı. Yüzü tanınmıyordu. Evi, eşyalarımızı yakmışlardı.



ELİF-GÜLÜZAR NERGİZ:Öğleden sonra ellerine balta, et satırları,tabanca, sopa, taş ve Kuran bulunan saldırganlar "Allahını seven Alevileri öldürsün" diye yürüyorlardı. Evimize saldırdılar. Dış kapıyı kırıp, duvarları yıkarak içeri girdiler. İsmail NERGİZ'in başına balta ile vurdular."Hangi mezheptensiniz" diye sorgulamaya başladılar. İsmail ağır yaralıydı. Konuşamıyordu, cevap veremiyordu. İsmail'i bacağından tutup, yerde sürükleyerek sokağa çıkardılar. Bir süre sokakta dolaştırdılar. Sonra tekrar

eve getirdiler ve öldürdüler. O sırada Zeynep NERGİZ, İsmail'in cesedine ağlayarak sarıldı. ZEYNEP'i de öldürdüler. Cesetlere sopayla vuruyorlardı.
FATMA ŞENGÜL: Öğleye doğru caddede bağırıyorlardı. Silah sesleri geliyordu. Ellerinde et satırları, tahra, sopa, balta, silah vardı. Ev sahibimiz Şerife KARAASLAN'ın evine gittim. Buraya gelen saldırgan grup "Burada Alevi var mı? Bize verin. Yoksa evinizi yakarız" diye tehdit ettiler. Ev sahibimiz "yok" deyince gittiler. Bir süre sonra tekrar geldiler. "Salavat getir, bakalım Müslüman mısın" dediler. Salvatı getirdim. Beni bıraktılar. Bir süre sonra yine geldiler. "Bu evde Alevi varmış yakacağız" dediler. Ev sahibim saldırganlara "Benim Müslüman olduğumu" söyledi. Öyleyse pencereye gelsin "Eşhedü çeksin" dediler. Pencereye çıkarak "Eşhedü'yü" çektim. Beni alkışladılar. Saldırganlar, bu defa Ali AKINCI'nın evine saldırdılar. Ali AKINCI'yı yakaladılar. "Salavat getir. Müslüman mısın" dediler. ALİ "Ben Müslümanım" dediyse de "Eşhedü'yü" çekemedi, bunun üzerine Ali AKINCI'yı vurdular. Ev sahibi "Adam zaten yaşlı ve

hasta bir kişi, bırakın evine gitsin" deyince bıraktılar. Fakat başka bir saldırganın "Adamı neden bıraktınız, Alevi ayağımıza gelmiş, neden öldürmediniz?" demesi üzerine, evine yeniden girerek Ali AKINCI'yı öldürdüler.
LEYLA ÜNVER: Öğretmenlerin cenazelerini camiye koymadılar. Hükümet ve polis dedi ki, "Dükkanlarınızı kapatın, evlerinize girin."Saat 07.00'de eve tıkıldık. Saat 09.00'da camide toplanıp saldırdılar. Başka bir eve saklandık. Analık kaçamadı. Avluda kaldı ihtiyar. Ev ateş alınca analık bağırdı, "ABDULLAH, İBRAHİM beni kurtarın" diye. İkisi de yardıma koştu. İkisi de vuruldu. Ortanca oğlumu kucağıma aldım. MALİK kucağımda öldü. Bey de ben de yaralıydık. Büyük oğlum geldi. "Gelme" dedim, geldi. Biri 7,5 aylık BEBELERİ vardı. Bebeleri kapıp komşuya saklandım. Komşu bizden değildi. Elbistan'lı bir polisti. Sonra dışarı koştum. Çaya gittim. MAHMUT'u "BOKLU ÇAY'a" atmışlar. Yaralı "ölüyorum" dedi. İBRAHİM'le çıkardık. Bir eve gittik, saklasınlar diye. İÇERİ ALMADILAR. İBRAHİM çarşıya gitti. VALİ'ye gitmiş. VALİ "Ne dolaşıyorsun, dava daha savulmadı. GİT" demiş. Geri geldi. Sağlık Ocağı'nda hep bize saldırdılar. Beyin ağzına silah tuttular. "Ağzını aç" dediler, vurdular.

İBRAHİM'de KUCAĞIMDA ÖLDÜ. Ben yaralı yaralı sürünerek içeriye girip, saklandım. Sakallı bir adam gördü. "Şu şarmutayı kocasının üstüne atın" diye dışarıdakilere verdi beni. Üstümüzden paraları, dükkanın anahtarlarını,her şeyi aldılar. Gerisini bilmiyorum. Bir asker, "Kadında can var" dedi. Duyuyorum, ama dilim dönmüyor. "Cenazeye atmayın" dedi. Hastaneye götürdüler. Oradan helkopterle Adana'ya, 15 gün

ameliyatta kaldım.
YETER İŞBİLİR: Ali Rıza İŞBİLİR kaynım olur. Ali Rıza'nın polis olan kardeşi HACI VELİ ile yeni evliyiz. Saat 15.00 sıralarında "İşte sarı öğretmen Ali Rıza İŞBİLİR'in evi" diye saldırıya geçtiler. Dışarıdan evi kurşun yağmuruna tuttular. Bir kısmı dama çıkarak bacaları yıkmaya başladı. Sonra oturduğumuz evin kapısını, duvarlarını kazma ve baltayla kırarak, sökerek içeriye girdiler. Ben kaçarken, merdivenlerde kaynım ALİ RIZA'nın, karısı AYŞE'nin ve kızı SABAHAT'ın orada yerde yattıklarını, üzerlerinde televizyon, biriket, taş, tahta parçalarının bulunduğunu, her taraflarının kan olduğunu gördüm, üzerlerine düştüm. Kalktım, aşağıya doğru kaçmaya başladım. Arkadan tüfekle ateş ettiler, omuzumdan yaralandım. Sokakta bir kaç evin kapısını dövdüm. HİÇBİRİ İÇERİYE ALMADI. Beni yakaladılar. Evdeki ölülerin yanına

götürdüler. "Türk müsün, gavurmusun" diye sorguya çektiler. Yaralarımdan kan akıyordu. "Türküm, buraya yeni gelin geldim" dedim. Birisi "Bırakalım, bu Türkmüş" dedi diğerleri ise "Elimize geçmişken öldürelim" diyordu. Üzerimdeki bilezik, küpe ve altınlarımı aldılar. Sonra beni caddeye doğru götürdüler. Cadde üzerinde Kaynımın oğlu MEHMET'i kalaslarla dövüyorlardı. Beni babamın evinin yakınına götürüp bıraktılar. Kaynım ALİ RIZA'yı, karısı AYŞE'yi, kızı SABAHAT'ı,

oğlu MEHMET'i ve eşim HACI VELİ'yi öldürdüler.
SEYİTHAN KÖSE: Saldırganlar BALTA Ailesi'nin evine saldırdılar. Engel olmaya çalıştım. "Senin kanında bozukluk var. Burada Aleviler oturuyormuş. Onları göster" dediler. Karşı çıktım. Ellerindeki sopalarla dövmeye başladılar. Ağır yaralandım, kaçtım ve evde saklandım.
ŞERİFE BALTA: Akşam evimizi yaktılar. Biz de Orman Deresi'nin altındaki tarlalara doğru kaçtık. Gece tarlalarda saklandık. Sabah oldu. ÖRSEN KÖYLÜLERİ bizi gördüler."Dört Alevi de bizim köye nasip olsun" diyerek, bizi ÖRSEN'e götürdüler.Orada Yaşar KİRİK bizi kendi evine aldı. Bazı köylüler "Öldürelim" diyordu. Yaşar KİRİK engel oldu. Geceyi orada geçirdik. Ertesi gün Maraş'a gitmek üzere yola çıktık.

Silahlı şahıslar saldırdı. Babam MEHMET ALİ'yi, dayım ALİ'yi ve dayımın oğlu Mehmet SAĞLAM'ı tarlada kurşuna dizdiler. Bende yaralandım.
KUDRET KUDRETOĞLU: Çınar Cami önünde 300-400 kişi toplandı. "Müslüman Türkiye", "Aleviler Moskova'ya", "Maraş Ovası Müslümanların Yuvası" diye bağırıyorlardı. Saldırganların bazısı avcılar gibi giyinmişlerdi. Bazılarının da yüzleri örtülüydü (Maskeli). Evimizin önüne geldiler. Karşı komşumuz NAİME BALTACI "durun" dedi. Mahalledeki Alevilerin evlerini tek tek gösterdi NAİME KADIN "Müslüman olan, dinini, milletini seven yürüsün Alevilerin üstüne" diye bağırıyordu. Biz korkumuzdan ev sahibimiz Mican BALAR'ın evine sığındık. Gece saat 03.00 sıralarında ev sahibi bizi uyandırdı: "Çınar Cami'nin bitişiğindeki Kırıkhanlı Dişçi'nin evinde 7 tane ölü var. Onların acısından bize rahat vermiyorlar. 'Alevileri çıkarmazsanız sizin evi de yakacağız' diyorlar. DURMAYIN GİDİN" dedi. Biz de İsadivanlı Mahallesindeki Şeker Apartmanına sığındık. Evimizi yakmışlar.
NUSRET - SONGÜL METİN: Öldürülen İlköğretim Müfettişinin kızlarıyız. Olaylardan bir hafta kadar önce, ellerinde defter, kalem olan iki şahıs geldi. "Nüfus sayımı için evlerin numaralarını yeniden belirliyoruz. Kaç kişi oturduklarını yazıyoruz dediler. Sonra "Kapımıza 12/A numarasını yazdılar. Yanına işaret koydular. Cuma günü akşamı mahallede büyük

bir kalabalık oluştu. ÇOKUÇKUNLAR'ın taksisinin sayısız gidiş - geliş yaptığını gördük. Cumartesi günü ellerinde av tüfeği, taş, sopa, satır, KURAN bulunan saldırganlar "Müslüman Türkiye", "Kahrolsun Komünistler", "Alevilere Ölüm" diye bağırmaya başladılar. Bitişiğimizdeki ODUN DEPOSUNDAN da bunlara odun dağıttılar. Saat 11.30'da evimize saldırdılar. Camları kırıp içeriye gazlı meşaleler attılar. Yatak odasına attıkları BOMBA'nın patlamasıyla yangın çıktı. Arkasından kurşun yağmuruna tutulduk. Babam Süleyman METİN karnından yaralandı, yere düştü. Mutfağın pencere demirini testere ile keserek içeriye iki saldırgan girdi. Babama "Teslim olmasını" söylediler. Kapıyı açtılar, içeriye doluştular. Ellerindeki tüfek ve sopayla yaralı babamı dövmeye başladılar. Arkasından silah sesi geldi. Babam kanlar içinde

yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim HÜRRİYET'in babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Evin her tarafına gaz, benzin dökerek ateşe verdiler. Babamın cesedini dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise "Bırakın kafir yansın" diye bağırıyorlardı. Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye başladılar. Bizi evden çıkardılar. Sokaklarda gezdirmeye başladılar. PİJAMALARIMIZI aşağıya indiriyor, çirkin davranış ve hakaretlerde bulunuyorlardı. Topluluğun başında bulunan sakallı MAHMUT DOĞAN'ın elinde et satırı vardı. Bizi "Sizin hesabınızı daha sonta göreceğiz. Alevilerin son günü, boynunuzu vuracağız" diyerek korkuturken topluluğu da sürekli olarak tahrik ediyordu. O sırada kadınlı erkekli bir grup arkamızdan "Bunların kökünün sonu gelsin. KAHPELER, OROSPULAR. Ecevit gelsin sizi kurtarsın, Komünistler" diye bağırıyor ve hakaret ediyordu. En sonunda olay yerine gelen bir askeri araçla vilayete götürüldük.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: DEVAMI   Çarş. Mart 25, 2009 3:07 am

ELİF SUNGUR: Ev sahibimizin karısı geldi. "Evi yakacaklar, dışarı çıkın" dedi. Biz evi terk etmedik. Ellerinde ÜÇ HİLALLİ bayrak bulunan bir grup "Müslüman Türkiye", "Başbuğ Türkeş", "Maraş Müslüman yeri", "Komünistler Moskova'ya" diye bağırıyorlardı. Şükrü KAYA ile bir grup kapıyı kırarak

içeriye girdi. Erkekleri aradılar. Erkeklerimizi evde bir odaya saklamıştık. Biz kadınlar, odanın önünde oturarak girmelerini engellemeye çalışıyorduk. Odunları yakarak evi ateşe verdiler. Camları kırarak içeriye ateş ettiler, dinamit attılar. Dumandan duramaz hale geldik. Balkona çıktık. Ali BİLMEZ'i vurdular, bende yaralandım. Saldırganlar "Kadınlar aşağı inin; erkekleri öldüreceğiz" diye bağırıyorlardı. Tekrar içeri girdik. O sırada Hasan ILDIRCAN da vuruldu. Evin içine yine dinamit atmaya başladılar. Saldırı sabahtan akşama kadar devam etti. Mecburen balkona çıktım ve "Teslim oluyoruz" diye

bağırdım. Evde erkek olarak sadece Hasan BİLMEZ sağ kalmıştı. Onu da silahla yaraladılar. Saldırganlar pencereye demir direk dayadılar ve eve doluştular. Beni merdivenlerden yanan odunların üstüne attılar. Ağzım ve yüzüm yandı. Evdeki kadınları ve çocukları topladılar. Kimileri "Bunları öldürelim" derken, kimileri de "Kadınlara dokunmayın" diyordu. Bazıları da "Bunları rehine olarak alalım" diyordu. Ve sonunda bizi saldırganların içine attılar. Bizi kaldırıp kaldırıp yere vurdular. Çok dövdüler. Ben bayılmışım. Saldırganlardan Hüseyin KEKLİK'in evine götürmüşler. Ayıldığımda orada bulunanlar beni ÇİMDİKLEMEYE, sarkıntılık etmeye başladılar.

Sonra askerler beni gördü. Alıp kışlaya götürdüler.
SELDA BİLMEZ: Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında kardeşim Murat'ı kucağıma alarak balkona çıktım. Karşımızda oturan GÖKSUNLU SUNA AİLESİ'nin (300 iddianame numaralı sanık Hasan SARIOĞLAN) kızları "Biraz sonra çocuk sevmeyi gösteririz" dedi. Biz DİŞÇİ RÜSTEM'in (297 iddia numaralı sanık Rüstem SARIKAYA) evinin üst katında kiracıyız. Babam İbrahim BİLMEZ "Ev sahibinin karısı ile oğlu geldi, evi basacaklarmış" dedi. O sırada ev ellerinde ÜÇ HİLALLİ bayraklar bulunan ve "Başbuğ Türkeş" diye bağıran 500-600 kişi tarafından sarıldı. Saldırganlar "Erkekler çıksın, kadın ve çocuklara bir şey yapmayacağız" diye bağırdılar. Erkeklerimizi bir odaya kapatarak, odanın önünde toplandık. Ev sahibinin

oğlu Şükrü SARIKAYA (292 iddia numaralı sanık) bana bir tekme vurarak yere devirdi. İçeriden kilitli olan kapıyı kırarak "Erkekler, gavurlar burada" diye bağırarak aşağıya indi. Ben "Evde erkek yok, bir ben varım. Çocuklarıma dokunmayın" diyerek kendimi pencereden aşağıya attım. Kadın ve çocuklar balkona çıkarak biriketlerin yanına sığındılar. Aşağıda kadınlar şişelere gaz doldurup erkeklere veriyordu. Erkekler de bunları evimize atıyordu. "Alevileri Öldürelim", "Bir Aleviyi öldüren bir yıl hacca gitmiş olur" diye bağırıyorlardı. Gözleri az gören abim Ali BİLMEZ'i, saldırganlardan (306 iddia numaralı sanık Recep ESENCELİ) "Seni kurtaracağım" diyerek dama çıkardı. Abimi dama çıkar çıkmaz vurdular. Hasan ILDIRCAN ile Hasan YAKAR'ı da vurdular. Abim Hasan BİLMEZ'i de vurdular. Bizi dama çıkardılar. EŞHEDÜ ÇEKTİRDİLER. "GAVURSANIZ DA MÜSLÜMAN OLDUNUZ" dediler. Yaralı Hasan ILDIRCAN'ı damdan aşağıya attılar. Yaralı abim Hasan BİLMEZ'i yere attılar. Annem Fatma BİLMEZ'de abimin üzerine düştü. Ateş ederek ve sopalarla vurarak annemi ve abimi öldürdüler. Beni çocuklarla berabar saldırganlardan (372 iddia numaralı sanık Hüseyin KEKİK'in) evine götürdüler. "Bunları rehin alalım" dediler. Saldırganlardan bazıları "Yeter" diye çekilmek

istiyorlardı. Elebaşıları ise "Çekilirseniz sizi vururum" diyordu. (Gerekçeli Karar, Sayfa:219)
LEYLA ARCAN: Komşumuz Mehmet ŞEKER'in evinin etrafını sardılar. Evin camlarını, kapılarını kırmaya çalışıyorlardı. Kalabalık arasında bir ses, "Ben orayı satın aldım, camlarını kırmayın, ben Müslümanım" diye bağırıyordu. Bunun üzerine "Eşyalarını dışarıya çıkarıp, yakalım" dediler. Evin içine girdiler. Eşyaları tarlaya götürüp yaktılar. Komşumuz Gülüzar OLGAN "Yazık, günah, yapmayın" diyordu. Saldırganlardan DERELİ KÖYÜ MUHTARI Mehmet POLAT "Aleviler camiyi yakmışlar. Kızların başına çökmüşler. Irzına geçmişler. Memelerini kesmişler" diye bağırıyordu. Gülüzar OLGAN'a da, "Orospu, onları niye kayırıyorsun, kendi evlatlarını içeride tutuyorsun" diye çıkışmaya başladılar. Bizim evimize de saldırdılar. Yağmaladılar. Yaktılar.
FATMA ÖZDEMİR: "Komünistler, Aleviler çıkın dışarı, öldüreceğiz" diye bağırarak saldırdılar.Komşumuz Sabiha KILIÇOĞLU'nun evini yaktılar. Bizim eve yöneldiler. HAMO dayı'yı görünce "İmdat" diye bağırdık. ANCAK HAMO dayı, elindeki uzun menzilli bir silahla kendi evinin damından bize doğru ateş etti. Saldırganlar "Vurun Alevilere", "Alevilerin kanı helaldir", "Allah, Allah" diye bağırıyorlardı. Karşı komşumuz

GÜLÜZAR ve ZELİHA, "Ellemeyin onları, onlar yetimdir" diye bağırdılar. Saldırganlar bahçe duvarını yıktılar, demir kapıyı, apartmanın giriş kapısını ve dairemizin kapısını kırdılar. Evimize patlayıcı maddeler attılar. Babam kapıyı açtı "Tamam, ben sizinle geliyorum, çocuklarımı ellemeyin, ne yapacaksanız bana yapın" dedi. Babamın kollarından tutarak aralarına aldılar. Bize de "anneniz var mı?" diye sordular. "Yok" dedik. Bize dokunmadılar. Babam "Yavrularımı, çocuklarımı gösterin" diye bağırıyordu. Komşumuz GÜLÜZAR bizi kendi evine götürdü. Dayanamadık, balkona çıktık. Babam bize bakıyor ve ağlıyordu. Biz de GÜLÜZAR'ın evinde ağlıyorduk. Babamızı kolundan çekerek

götürdüler. Karanlık olunca babamızı aramak için dışarıya çıktık. Evimizin 30 metre ilerisinde bulunan sokakta cesedini bulduk. Göğsünden vurmuşlardı. Korkuyorduk. Kaçarak askerlere sığındık. Orası yaralılar, çocuklar ve kadınlarla doluydu. Babaları, kardeşleri öldürülmüş, evleri de yakılmıştı
KOCO ERAT: Şeker Apartmanının yöneticisiyim. Apartmanın 1. katında Rıza ATEŞ, 2. katında Güllü ATEŞ, 3. katında A. Mümin NAVRUZOĞLU, 5. katta da BEN oturuyorum. Bunların hepsi Alevi'dir. Pazar günü ellerinde ÜÇ HİLALLİ bayraklar olan saldırganlar "Kahrolsun Komünistler", "Katil Ecevit sizi kurtarsın" diye bağırmaya başladılar. Kuzey taraftan birisi "4 NUMARA ATEŞ,... 6 NUMARA ATEŞ" diyordu. Apartmana ateş ediyorlardı. Apartmanımızın bitişiğindeki evden "Şişe at, dinamit at" diye sesler geliyor ve patlayıcı maddeler atılıyordu. Apartmanımıza her taraftan, özellikle karşıdaki ANADOLU HAMAMI'nın üzerinden, komşumuz Cuma SEVİM'in

(423 iddia numaralı sanık) evinden ateş ediliyordu. O sırada apartmanın önüne 3 tane kariyer geldi. Apartmanda bulunanlar askerlere sığındılar. 5. kattan annemi sırtıma alıp aşağıya indiğim sırada "Komünist kaçıyor, ateş edin" diye bağırdılar. Üzerimize ateş edildi. Bir römorkun altına girdim. Kariyerler gitti. Ben sırtımda annemle kaldım. Yanımda bulunan bir ASKER, "Dayı ben seni korurum" dedi. Cuma SEVİM'in evinden ateş açılması sonucu ASKER VURULDU. Apartmanımızın etrafındaki komşuların hepsi saldırıya katıldılar ve saldırganlara yardım ettiler.
CUMA DOĞAN: Sabah saat 09.00 sıralarıydı. Namık Kemal Mahallesi Muhtarı Mehmet YEMŞEN'in liderliğini yaptığı bir grup Ali UZUNPINAR'ın evine saldırdı. Ali UZUNPINAR kaçmaya çalışırken, saldırganlardan Yusuf TANKU "ALEVİ DEDESİ KAÇIYOR" diye bağırdı. Yaşar KURU, Ali UZUNPINAR'ın başına kaput geçirdi ve yere yıktı. Dışarıya çıktığımızda Ali UZUNPINAR'ın cesedini sokak ortasında kanlar içinde bulduk.

Hasan UZUNPINAR'ı evin içinde öldürmüşlerdi. Abidin UZUNPINAR ve İbrahim UZUNPINAR ise ağır yaralıydı.
MAVİŞ TOKLU: Muhtar Mehmet YEMŞEN ile Fevzi GÖRKAM'ın başında bulunduğu saldırganlar "Allah, Allah", "Komünistlerin kökünü kazıyacağız", "Büyük, küçük demeyin Komünistlerin kafasını ezin" diye bağırıyorlardı. Evime saldırdılar. Kocam KALENDER'i bahçeye çıkardılar. Muhtar "Çocuklarını götür Karaoğlan beslesin. Kocanı Karaoğlan'ın yoluna kurban kesiyorum" dedi. "Karaoğlan kim?" dedim, "ECEVİT" dedi. Kocamı gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Muhtar; "Pişirdik pişirdik, komünistler gelsinler, yesinler" dedi. Kardeşim Hüseyin TOKLU'yu da içerden çıkardılar. Muhtar; "HÜSEYİN'i de KARAOĞLAN yoluna kurban ediyorum. Biz Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş" dedi. Kardeşim HÜSEYİN'i de işkence ederek öldürdüler. Sonra, karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen

Cennet ÇİMEN'in evine gittiler. Cuma YALÇIN ile Nuri BOĞA 80 yaşındaki Cennet ÇİMEN'in TORNAVİDA İLE GÖZLERİNİ OYDULAR. Sonra da kurşunlayarak öldürdüler. Bir helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine de at arabasını devirdiler. Daha sonra hem bizim evi, hem de diğer evleri yaktılar. Mustafa GÖKTAŞ, bir elini İbrahim USTA'nın boynuna sarmış, diğer elinde de tabanca tutuyordu. İbrahim USTA'ya "Senin kanını evime akıtmayayım" diyordu. Götürdü, saldırganların

içine attı. Saldırganlar İbrahim USTA'yı önce dövdü, sonra da öldürdü. Ben de askerlere sığındım.
DÖNE TRAŞ: Başlarında Muhtar Mehmet YEMŞEN'in olduğu grup "Komünistler Moskova'ya", "Komünistlere, Alevilere Ölüm" diye bağırarak evimize doğru geliyordu. Arkalarında plakasız bir kamyon vardı. Bu kamyondan aldıkları benzinle evleri yakıyorlardı. Evlerden aldıkları kıymetli eşyaları da bu kamyona koyuyorlardı. Oğlum ALİ ile kaçmaya başladık. ALİ'yi yakaladılar. Ben kaçtım. Öğleden sonra oğlumu aramaya başladım. Tüm aramalarıma rağmen bulamadım.

Askerlere sığındım. Olaydan 4 gün sonra Oğlum ALİ'nin cesedini, Dilber YILMAZ'ın evinin bodrum katında bulunan

bir KAZAN İÇİNDE YAKILMIŞ bir durumda buldum.

--------------------------------------------------------------------------------

ELİF CEREN: Erkenez Çayı'na doğru kaçmaya başladık. DERELİ KÖYÜ yönünden kırmızı bir traktörle gelen saldırganlar yolumuzu kesti. Tekrar şehre doğru kaçmaya başladık. Arkamızdan ateş ettiler. Kocam HÜSEYİN'i ve Bayram BİL ile Hasan CENGİZ'i öldürdüler. Beni de yaraladılar.
İSMAİL T.: Bağlarbaşı Cami'sinde HOCA, her gün verilen vaazdan bir saat önce vaaz vermeye başladı. Ben de erkenden kalkıp camiye gittim. Camide 3000'e yakın kalabalık vardı. Herkesin elinde tahra, balta, sopa ne ararsan bulunuyordu. HOCA "Hükümet komünist bir hükümettir. Geçmişte de Halk Partili komünistler camilerimizi kapatıp, kitaplarımızı yaktırdı. Şimdi de komünistlere yardım edip Ulu Cami'yi yaktırdı. Müslüman din kardeşlerimizi öldürdüler. Allah'ını seven Müslüman olarak cenk meydanında toplansın.

Kafirlere ve Alevilere karşı hadlerini bildirmeliyiz" dedi. "Hükümeti yıkmak ve yerine Müslüman hükümetini kurana kadar kanımızı akıtmak için kararlı mıyız?" diye sordu. Kalabalıktan bazıları "Kararlıyız" diye bağırdı. Caminin dışına çıkıldı. ÜLKÜCÜ gençlerden oluşan vahşet ekibi ayrı bir grupta toplandı. Benim de içinde bulunup kaçamadığım ikinci grup ayrı bir yerde toplandı. Benim içinde bulunduğum grubun başını Namık Kemal Mahallesi Yardımlaşma Derneği BAŞKANI ve CAMİ HOCASI, MUHTAR, Belediye zabıtası Ahmet

FEDAKAR çekiyorlardı. Bu grupta BERTİZ KÖYLÜLERİ vardı. Muhtarın atışıyla saldırı başladı. Ayrılmak isteyenler olunca, grubun orta kısmına silahlı kişiler koyarak "Ayrılan, kaçan olursa hemen vurun" emrini verdiler. Bir Alevi evini ateşe verdiler. Bir genç kadın pencereden atlayıp kaçtı. İçeride üç çocuk alevler arasında uyurken kül olup gittiler. Sonra "Allah, Allah" naralarıyla bir SÜNNİ evine saldırdılar. Bu evde iki ALEVİ saklanıyormuş. Önce, SÜNNİ olan ev sahibini dışarı çıkardılar. Ona "Evinde Alevi saklamışsın" dediler. O inkar etti. Bunun üzerine evi aradılar. Bodrumda saklanan iki ALEVİYİ bulup getirdiler. Önce SÜNNİYİ öldürdüler. Sonra da ALEVİLERİ otomatik silahla tarayıp, öldürdüler.

*****

"Saldırganlar tekbir getirerek hükümet konağına saldırdı, ele geçirmeye çalıştı.(Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü IŞIKLI, Hürriyet Gazetesi, 25.12.1978)
Sağlık Müdürlüğü'nü, YSE Binasını, Sağlık Ocağını, Çarşı Karakolu'nu işgal ederek yaktılar. Gazipaşa Semtinde iki kişiyi askerlerin elinden alarak kurşuna dizdiler. Sağlık Ocağı'nda iki yaralıyı dışarı çıkararak kurşuna dizdiler. Devlet Hastanesi'nin yolunu ve etrafını çevirdiler. Hastaneye getirilen yaralıları öldürdüler. Yaralıları taşıdığı için cankurtaranın şöförünü öldürdüler.

Yusuflar Mahallesinde oturanların çoğunluğu Sünni iken, öldürülenlerin tamamı Alevi idi. Öldürdükleri kadın ve çocukların cesetlerini de gaz dökerek yaktılar.

Evleri söndürmeye giden itfaiyecilere engel oldular. İtfaiye arabasının lastiklerinin havasını boşalttılar.

Valinin eşi, polislerin, memurların aileleri hükümet binasına sığındı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: DEVAMI   Çarş. Mart 25, 2009 3:10 am

"Kahrolsun komünistler, Müslüman Türkiye, Din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanı'nın kellesini istiyoruz" diye bağırıyorlardı. (Yüzbaşı Mustafa PEKER, Gerekçeli Karar, Sayfa:274)



"Ordu, millet el ele, Vali, İçişleri Bakanına ölüm" diye bağırarak vilayete doğru yürüyorlardı.(Yüzbaşı Ömer SANCAR, Gerekçeli Karar, Sayfa:273-274)

*****

Peki, bu sırada İçişleri Bakanı İRFAN ÖZAYDINLI ne yapıyordu? Katliamın SOLCULARIN tahriki sonucunda çıktığını söylüyordu. BAY BAKAN, Alparslan TÜRKEŞ'i ziyaret ediyor ve alınacak ÖNLEMLERİ konuşuyordu. Ne de olsa, olayları YAKINDAN izliyordu. Faşist katiller kendisinin "KELLESİNİ" isterken O faşistlerin BAŞBUĞU ile görüşüyor, suçu da SOLCULARA yıkmaya çalışıyordu.

YA ANLAMA KAPASİTESİNİ YİTİRMİŞTİ,

YA DA AR DAMARI ÇATLAMIŞTI.
Yıllarca yürütülen bir başka yalan da Maraş'ta yüzünü gösteriyordu. "Ülkücüler, güvenlik güçlerinin yardımcılarıdır" YALANI Maraş'ta çöküyordu. Faşistler bu yalanın arkasına sığınarak saldırıyorlar, cinayet işliyorlardı. Sağcı hükümetler de ülkücüleri böyle gösteriyor ve koruyorlardı. Zaten onlara "Sağcılar cinayet işliyor" dedirtilemezdi. Onlar bu siyasetçilerin "AĞZI SALYALI TOSUNCUKLARI" idi. Onlar "besleyip, büyüttükleri faşist katilleri" ile gurur duyuyorlardı. Onlar "varlıklarının" teminatıydı.



Katliamda askerleri yanlarında görmeyen, hatta kendilerine engel olarak gören FAŞİSTLER tepkilerini askerlere de yönelttiler. "KOMÜNİST ASKER" sloganıyla ASKERİ BİNALARA SALDIRIYA GEÇTİLER.



"23 Aralık günü, İl Merkez Jandarma Bölüğü'nde olduğum sırada Alay binasının etrafında bulunan eli sopalı, baltalı, silahlı şahısları yakalamaya başladık. Bunun üzerine Alay Binası'na otomatik silahlarla hedef gözetmeksizin ateş edildi." (Jandarma Astsubay Ali KÖŞNEK)



"23 Aralık günü, Alay Komutanlığı binasına geldiğim sırada Alay binasından bana "Siper al" talimatı verildi. Bunun üzerine gizlendim. O sırada beni gören ve elinde fotoğraf makinesi olan bir kişi kaçarak yakındaki bir eve girdi. Bu şahsı elinde fotoğraf makinesi, tabanca ve dinamit lokumu ile yakaladım. Kendisine gazeteci süsü verdiğini ve amacının Alay Komutanlığı binasına dinamit koyarak olay çıkarmak olduğunu söyledi." (Jandarma Astsubay Ramazan ÜNAL)



Ankara'dan uçakla Adana'ya gelen Sağlık Bakanı METE TAN, karayoluyla Maraş'a hareket eder. Silahlı saldırganlar tarafından yolu kesilir. Taş ve silahla saldırıya uğrar. Güvenlik güçleri ile saldırganlar arasında PAZARLIK yapılır. Saldırganlar kararlıdır. Görüşmeler çatışmaya dönüşür. Uzun süre bekletilen bakan, yoluna baskı ve saldırılar altında devam eder. Ve şunları söyler:

" Üç yaşındaki bir çocuğu kurşunla öldürmüşler. Boğularak öldürülenler de varmış. 52 cesedi inceledim. Bunların üçü sopayla öldürülmüş, diğerleri 9 mm'lik mermilerle ya başından, ya yüzünden ya da kalbinden vurulmuşlar. Kurşun yağmuru altında gidip, geldim. Etrafımızda, üstümüzde kurşunlar vızır vızır gidip geliyordu. 70'lik yaşlıları, 3 yaşındaki

bebekleri vurmuşlar. Cesetler kokuyordu. Kışkırtma var. Kışkırtma Alevilik-Sünnilik üzerine işlenmiş." (Milliyet, 25.12.1978 - Cumhuriyet, 26.12.1978)



Adana'dan karayoluyla Maraş'a giden Devlet Bakanı SALİH YILDIZ, Adalet Bakanı MEHMET CAN, Milli Eğitim Bakanı NECDET UĞUR'un yolu kesilmiş, bakanlar silah ve taşla saldırıya uğramışlardır. Güvenlik güçlerinin müdahalesi ile saldırıdan kurtulan bakanlar yollarına KORKU İÇİNDE devam edebilmişlerdir.



Cesetler sokaklarda kokuşmaya terkedilmişti. Faşistler "Yaşasın Başbuğ Türkeş" sloganlarıyla sokaklarda zafer naraları atıyorlardı.
BAKANLAR VE MİLLETVEKİLLERİ de KORKULARINDAN Hükümet Binası'ndan çıkamıyorlardı. Ortak BİLDİRİLER hazırlayıp, Hoparlörlerden BARIŞ ÇAĞRISI yapıyorlardı. Milletvekilleri, halkı sükunete çağırmak için MARAŞ MÜFTÜSÜ'nün konuşmasını gerekli görüyor, ama her nedense (!!!) tüm aramalara karşın Müftü'ye ulaşılamıyordu.



Pek Sayın (!!!) Milletvekilleri, "BİZE İNANINIZ; GÜVENİNİZ. SÜKUNETİNİZİ MUHAFAZA EDEREK; EVLERİNİZDE İSTİRAHAT EDİNİZ." diye saçmalıyorlardı.



Kendilerine güvenmek hatasına düşenlerin cesetleri sokaklarda kokuşuyordu.

İnsanlar yaralı, aç ve sefil durumda kalmışlardı.

Vali olaylardan önce "Bize güvenin, devlet güçlüdür. Emin olun" demişti.

İNSANLAR ESİR DURUMUNA DÜŞMÜŞTÜ.



"Uzun süreden beri tezgahlanan plan bu şekilde tatbikat safhasına konuldu. Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakıldı. İnsanlık dışı olaylar işlendi. Daha önceden ihbar olarak değerlendirdiğimiz toplu katliam olayları, toplu olarak ceset bulunması ile doğrulandı. Olayların başında 20 kişiye otopsi yapabildik. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüştü. Daha sonra gelen ceset fazlalığından DEĞİL OTOPSİ, KİMLİK TESPİTİ BİLE YAPILAMAMIŞTIR. (Savcı Dündar SANER, Tercüman, 25.12.1978)

*****

Katliamın bilançosu ise RESMİ AÇIKLAMALARA göre 111 ölü, yüzlerce yaralı, yakılan 210 ev ile 70 işyeri olarak açıklandı. Alevilerin %80'i kenti terk etti.

Ecevit Hükümeti 13 il'de sıkıyönetim ilan etti.



"DEMİREL keyifli. Yeniden başbakan olma umudu DEMİREL'i sevindirdi" (Günaydın Gazetesi, 28.12.1978)



Sıkıyönetim isteyenler başarmıştı. DEMİREL'den TÜRKEŞ'e kadar herkes sevinç içindeydiler.

Sıkıyönetimin 13 ille sınırlı tutulmasını yetersiz bulan Alparslan TÜRKEŞ, katliam "Komünist ve Maocu yasa dışı silahlı gerillaların katliamı" diye zırvalıyordu.
Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi (Esas No:1980/82, Karar No:1980/520)

804 kişi hakkında dava açtı.

Bunlardan 379 tanesini beraat ettirdi.

Karar, Yargıtay'da bozuldu.

Yeniden yargılama yapıldı.

Yargıtay süreci tekrar başladı.

Sonunda hafif cezalarla DOSYA KAPATILDI.

Yani ölen öldüğüyle, öldüren de öldürdüğüyle kaldı.

Yapılanlar yapanların yanına kar kaldı.

Faşist katillerin destekçileri hep iktidarda kaldılar.

17 YAŞINDAKİ ERDAL EREN ASILDI.

Maraş katliamının elebeşılarından ÖKKEŞ MİLLETVEKİLİ OLDU.

MHP %18 oy alarak, iktidara geldi.

Bazıları "MHP değişti" dediler.

Onlar "Biz değişmedik" dediler.

Yok "ille de değiştiniz" dediler.

"Dün ne isek, bugün de oyuz" dediler.

"Biz değişmedik, bize bakanların bakış tarzı değişti" dediler.

--------------------------------------------------------------------------------

BİZ DE DEĞİŞMEDİK.

ÖLÜLERİMİZE AĞIT YAKIYORUZ.

BİR SÜRE SONRA DA UNUTUYORUZ.

TA Kİ, HATIRLATILANA KADAR.

YİNE KATLEDİYORLAR.

BAŞLIYORUZ YENİDEN AĞITLAR YAKMAYA.

SONRA BİR DAHA KATLEDİYORLAR.

BİR DAHA...BİR DAHA...BİR DAHA...



PEKİ BU NE ZAMANA KADAR DEVAM EDECEK?

BİZ AK I L L A N I N C A Y A KADAR.

AKILLANINCA NE Mİ OLACAK?

ONU DA AKILLANINCA DÜŞÜNÜRÜZ.
KAYNAKLAR:

1-) Cumhuriyet-1979,

2-) Yakın Tarihimizden Kitlesel Katliamlar - Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu.
(karacaahmet)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: DEVAMI   Çarş. Mart 25, 2009 3:11 am

CELALETTIN CAN, 78'LILER GIRIŞIMI

“Hastaneye getirilen ölülerden elli ikisini inceledim. Bunlardan üç tanesi sopayla öldürülmüş, diğer ölüler mermilerle… Boğularak öldürülenlerin olduğunu söylediler. Yetmişlik yaşlıları, üç yaşında bebekleri vurmuşlardı. Bir cehennem aleminden geldim.” (Mete Tan / Dönemin Sağlık Bakanı)


“… Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakılmış, insanlık dışı olaylar işlenmiştir. Toplu katliam olayları, toplu halde ceset bulunmasıyla doğrulanmaktadır. Ölü sayısının resmi miktarı aşarak iki yüzü aşacağını tahmin ediyorum.” (Dündar Saner/ Dönemin Savcısı)
“Hastaneye getirilen ölülerden elli ikisini inceledim. Bunlardan üç tanesi sopayla öldürülmüş, diğer ölüler mermilerle… Boğularak öldürülenlerin olduğunu söylediler. Yetmişlik yaşlıları, üç yaşında bebekleri vurmuşlardı. Bir cehennem aleminden geldim.” (Mete Tan / Dönemin Sağlık Bakanı)
“… Karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen 80 yaşındaki, yaşlı Cennet Çimen’in evine gittiler. Bu kadını, ‘Gel nene, gel’ diyerek elinden tutup dışarıya çıkardılar. Cennet Kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan Cuma Yalçın ve Nuri Boğa tornavida ile gözlerini oydular, sonra silahla öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine at arabasını devirdiler…” (Maviş Toklu/ Tanık)
Günümüz genç nesillerinin havsalasının alamayacağı bu olaylar Maraş’ta yaşandı. Denebilir ki, Maraş, Maraş olalı böyle bir zulüm ve vahşet görmedi.
Peki neden?
Yükselen Sol’a Barikat: MC
1960’lı yıllar, dünyada ve Türkiye’de sol değerlerin yükseldiği yıllardı.
12 Mart darbesi, gelişen sol mücadeleyi kesintiye uğratsa da solun üzerinde geliştiği toplumsal mecraya nüfuz edemedi. İki yıllık bir ‘sessizlik’ten sonra 1973 genel seçimlerinin ardından, toplumsal siyasi mücadele topraktan fışkırırcasına boy attı.
1973 genel seçimlerinin galibi Ecevit’in CHP’siydi. Gerçekte ise seçimin galibi, Ecevit’te sembolize olan halkın geleceğe dair umutlarıydı.
Halk, cumhuriyet tarihinde ilk kez geleceğe umutla bakmaya başlamış, kendi kaderini ele alma düşüncesiyle devlet sınıfından kaçmıştı. Mevcut düzeni de, Ecevit’i de çok çok aşan bir gelişmeydi bu…
Genel seçimlerden sonra kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti Başbakan Ecevit’in Türkiye’ye pahalıya patlayan siyasi hatası nedeniyle dağıldığında, yerine hemen ‘Komünizme karşı Milliyetçi Cephe’ adı altında, asıl işlevi, her türlü sol ve ilerici düşünceyi yok etmek olan bir hükümet kuruldu.
Yeni hükümetin konseptine göre MC’nin mimarı olan Demirel, bürokrasi ve meclisi; Alparslan Türkeş ise sokağı kontrol edecekti.
Faşistler artık hükümet ortağıydı.
İlk elden, İstanbul ve Ankara gibi büyük kent merkezlerinden başlayarak lise ve üniversiteleri işgal edeceklerdi. İlerici-devrimci öğrenciler okula alınmayacak, “tarafsızlar” faşist beyin yıkama mekanizmasının bombardımanına tabi tutulacaktı. Direnenler dövülecek, mücadelede ısrar edenler öldürülecek, polis olan biteni görmezden gelecek, faşistlerin yetmediği noktada yedek destek gücü olarak hazır bekletilecekti.
Maraş Katliamına Doğru
Hadise büyük kent merkezleriyle sınırlı değildi elbette.Kamuoyuna da yansıyan belgelere göre, Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Malatya, Maraş gibi Türkeş’in “Altın Hilal” diye adlandırdığı kent ve ilçelere de yayılmıştı toplumsal uyanış. Türkeş’e göre ‘Altın Hilal, tarihsel ve kültürel olarak Türklüğün köklerini derinlere saldığı topraklardan müteşekkildi. ‘Komonist’ ideoloji ve Kızılbaşlar bu kökleri bozuyordu. Öze dönüş ve etnik temizlik şarttı.’ Türklüğün ve Türk milliyetçiliğinin Anadolu’daki bekası da bir yerde buna bağlıydı.
Yaşanan olaylar bu kanlı hesabın, yalnızca Türkeş’in ideolojik sapkınlığından kaynaklandığını düşünmenin yanlışlığını gösterdi. Neticede ipleri Pentagon’un elinde olan bir devlet çekirdeği mensubuydu Türkeş...
MC’nin kurulduğu tarihlerde Altın Hilal’in kent ve ilçelerinde bir yabancı dolaşıyordu. ABD büyükelçiliğinin ikinci katibi Aleksander Peck’ti bu isim. Ortaya çıkan yeni kayıtlara göre Peck, AP’li ve MHP’li il başkanları ve yöneticilerle, milliyetçi iş adamlarıyla, eşraftan ileri gelenlerle, toprak sahipleriyle toplantılar düzenliyor, tam da Türkeş’in söylediği gibi Altın Hilal’de etnik ‘temizliğin’ gereğinden söz ediyordu.
Kapalı kapılar ardında alınan kararlar uyarınca bu ‘temizlik’ yapılacaktı. Asıl üzerinde durulan nokta, bu planın, sağ-sol çatışması biçiminde mi, Alevi- Sünni çelişkisi kullanılarak mı uygulanacağıydı. Bu topraklar, binlerce yıldır farklı mezheplerden kesimlerin iç içe yaşadığı, dinsel duyarlılıkları hassas topraklardı. Sonuçta Alevi-Sünni çelişkisinin körüklenmesi üzerinde karar kılındı.
Elazığ, Malatya ve Sivas’taki ilk denemeler, gelişen güçlü direnişler nedeniyle istedikleri sonucu vermemişse de, Alevi-Sünni çelişkisi üzerinden hızlı bir kamplaşma yaratılabileceğinin verilerini de ortaya koymuştu.
Bu çerçevede en kapsamlı katliam Maraş’ta düzenlendi.
Her katliam öncesinde ortaya çıkan CIA ajanı Peck, katliamın arifesinde Maraş’taydı. Bu şaibeli adam, 1980 Çorum katliamında da görülecekti. Sonra bir daha kimse görmedi onu. Kısa bir süre içinde de 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Peck, kendisine verilen görevi hakkıyla(!) yerine getirmiş ve ortadan kaybolmuştu.
Ecevit’in özel arşivinden gün yüzüne çıkan yeni belgelere göre, katliamlarla ilgili tek derin bağ Peck değildi. 1975 yılında kurulan MC’nin başbakan yardımcılığına Alparslan Türkeş getirilmiş, MİT ona bağlanmıştı. Bir süre sonra MİT, asıl görevinden kopacak, kontrgerilla ve MHP ile ortak bir çalışma içine girecekti.
1978 Ocak’ında hükümet olan CHP, MİT’e bir türlü hakim olamayacaktı. Türkeş, Hukuk Müşavirliği, Psikolojik Savunma Başkanlığı; İstanbul, Ankara ve Diyarbakır Bölge Daire Başkanlıklarındaki yandaşları aracılığıyla MİT’i kontrol ediyordu.
Maraş katliamından aylar önce Türkeş; MİT’teki üst düzey ilişkileri aracılığıyla, MİT Güney bölgesini ele geçirmişti. MİT'in desteğini arkasına aldığından, Maraş olaylarını rahatlıkla düzenleyeceğinden artık emindi. Bölgeden merkezi hükümete istihbari bilgi akışı kesilecek, her şeyi sola bağlarken sağ ile ilgili masumane tasvirler çizen manipülatif bir bilgilendirmeyle hükümet ‘uykuya yatırılarak’ tezgahlanan plan uygulamaya konulacaktı.
Maraş katliamının planlamasını, Türkeş’in dünürü de olan MİT Hukuk Müşavirinin içinde bulunduğu dört MİT mensubu yapmıştı. MİT’in katliamın içinde olması, sağlıklı istihbarat akışını engellerken, vahşete varan sonuçlara yol açtı.
MİT, bu rolünü sonrasında da sürdürdü. Faşistlerle ilgili raporlar mahkemelerden gizlenirken, sol gruplar hakkında gerçek dışı raporlar düzenlendi. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra Maraş Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Haznedaroğlu, bu tek yanlı raporlara dayanarak katliamı tersine çevirip, işkenceyle sol bir gruba mal etmeyi deneyecekti. MİT raporlarının bu şekilde tanzim edilmesi, bizzat Türkeş’in talimatı ile olmuştu.
Hukuksuz yargıdan vicdani yargıya!
12 Eylül sonrasında Maraş olayları hakkında açılan davalar ise tam bir hukuk skandalıydı. Katliamın faili olarak 804 kişi yargılandı. Katliamda birinci dereceden rol oynayan 68 kişi ise hiç yakalanmadı. 379 kişi beraat etti. 1 ila 15 yıl arasında mahkumiyet cezası ile yargılanan 314 kişinin cezalarında önce 1/6 oranında indirim yapıldı, sonra hepsi mahkeme sürecinde salıverildi. 29 kişi hakkında verilen idam ve yedi kişi hakkında verilen müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. 1991’de çıkan Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikle de katliam sorumlularının hepsi salıverildi.
Böylece Maraş Katliamı dava dosyası sessiz sedasız kapatılmış oldu. Bundan sonra da bu dosya hiç açılmadı. Tarihe kara bir leke olarak geçen katliam unutulmaya bırakıldı.
Unutuldu da!
Maraş’ta öldürülenlerin çocukları, eşleri, anne, babaları katliamdan nasıl etkilendi? Bugün nerede ve nasıl yaşıyorlar, bilmiyoruz. Maraş’taki solcu, Alevi halkın yüzde sekseni, büyük kentlere ve yurt dışına göçerek köklerinden koptular. Bu insanların yaşadığı evsizlik ve memleketsizlik nasıl bir haldir, yarattığı kırılmalar, eziklikler, travmalar nedir ve nasıl yaşanır, araştırmadık.
Maraş’ın filmini, tiyatrosunu yapamadık. Romanını yazamadık. Maraş katliamı üzerine kaç şiir yazıldı, bilemiyoruz ama bir şiir kitabının olmadığını biliyoruz. Maraş üzerine bir ağıtımız bile yok. Ağlayamıyoruz.
Maraş’ta yaşananları bugünkü kuşakların havsalasının alamayacağı gerçeğini hep ifade ettik. Bu denli unutkanlık, umarsızlık, mazisizlik nasıl bir şeydir, nasıl yaşanır? Canıyla kanıyla yaşayan bir insandan, hem-türleri tarafından işkenceyle, tecavüzle, boğularak, yakılarak öldürülen bir insanın yokluğuna nasıl geçilir, geçişte hiç mi evrim olmaz? Yok mudur? Olması gerekmez mi? Evet, bunlar genç kuşakların havsalasının alamayacağı şeylerdir ama gerçektir.
Kim bilir, belki Maraş katliamı başta bizim kuşağımız olmak üzere, toplum olarak hepimizin yüzünü kızartıyor, vicdanımızı kanatıyor. Zayıflığımızla, güçsüzlüğümüzle, çaresizliğimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Belki de bu yüzden kimsenin ulaşamayacağını düşündüğümüz derinliğimize gömdük Maraş katliamının izlerini… Nesneleştirdik, ona yabancılaştık.
Bu ruh hali bir şekilde katliamla ve katliamcılarla suç ortaklığı yaptığımız gerçeğinin üstünü örtmüyor.
Katliamı yapan partinin yıllar yılı Maraş’ta en güçlü parti olduğu, böylece ‘en doğruyu bilir’ halkımızın katliamcılığı ödüllendirdiği, katliamcılarla suç ortaklığı yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Katliamı örgütleyenlerden birinin basit bir soyadı değişikliği ile kendini unutturduğu, hatta halkın temsilcisi olarak TBMM’ne girdiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Katliamı kontrgerilla, dönemin MİT görevlileri ve MHP’nin ortaklaşa düzenlediğini pekala iyi bilen ‘vicdanlı ve dürüst’ Ecevit’in MHP’yi iktidara taşıdığı gerçeğini de değiştirmiyor.
Katliamın asıl kurmaylarına gelince… Darbe koşulları yaratmak için Türkiye’yi istikrarsızlaştırma siyaseti güden, darbeyi “kendi çocuklarına” yaptıran ABD’nin, simgesel olması bakımından CIA ajanı A. Peck’in, Alparslan Türkeş’in, dönemin MİT yetkililerinin; bölgedeki AP’li ve MHP’li il başkanları ve yöneticilerinin, iş adamlarının, toprak sahiplerinin, eşrafın, Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı başta olmak üzere Susurluk Çetesinin katliamdaki sorumluluklarının kamuoyunun gündemine gelmediği, sorgulanmadığı ve bir hesaplaşma yaşanmadığı açık.
78’lilerin Sorumluluğu
Peki bir hesaplaşma olmayacaksa adalet nasıl sağlanacak?
Adalet yoksa, demokrasi ve özgürlük nasıl olacak?
Bir daha aynı şeylerin yaşanmamasının mahşeri vicdanı nasıl kurulacak?
Yaptırım olmayan bir suç, her daim işlenmeye açık değil mi yoksa?
Ve 2 Temmuz Sivas katliamı, aynı makus tarihin tekerrürü değilse ne?
Bu kanlı tarihin bir daha yaşanmaması için 78’liler Girişimi olarak Maraş dosyasını yeniden açıyoruz.
Adalet için, hak ve hukuk için, özgürlük ve demokrasi için Maraş katliamının kamuoyunun gündemine getirmeyi 78’lilerin tarih önünde bir sorumluluğu olarak kabul ediyoruz.
78’liler Girişimi Türkiye Sözcüsü
Celalettin Can
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
 
MARAŞ KATLİAMI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» DERSİM KATLİMAI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Alevileriz Biz :: ALEVİLİK :: ALEVİLİĞİN TEMELİ :: ALEVİ KATLİAMLARI-
Buraya geçin: