Alevileriz Biz

Alevi Yaşantısı
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 BULAŞICI HASTALIKLARLA İLĞİLİ TEMEL İLKELER

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: BULAŞICI HASTALIKLARLA İLĞİLİ TEMEL İLKELER   C.tesi Ocak 17, 2009 3:23 am

Bulaşıcı Hastalık Sebepleri


Bulaşıcı Hastalıklarda Genel Kavramlar


Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Yolları


Evde Hasta Bakımı


Önemli Hastalık Kavramı


Kızamık


Kızamıkçık


Kızıl


Boğmaca


Difteri Kuşpalazı


Su Çiçeği


Çocuk Felci (polio)


Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları


Zatürree


İshal


Hepatit, Hepatit A, Hepatit B


Verem


Sıtma


Kuduz


AIDS Ve Cinsel Hastalıklarla Bulaşan Hastalıklar


Paraziter Hastalıklar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Bulaşıcı Hastalık Sebepleri |   C.tesi Ocak 17, 2009 3:27 am

Bulaşıcı hastalık sebepleri :
İnsanlar çeşitli nedenlerden dolayı hastalıklara yakalanır. Hastalıkların iki temel sebebi vardır.
Bunlar ; Bedensel sebepler ve Çevresel sebeplerdir.
Hastalıkların oluşmasına yol açan bedensel ve çevresel sebepleri açıklayalım.

Bedensel sebepler : Kalıtsal, hormonal ve metabolik hastalıklar, bedensel kaynaklı hastalıklardır. Bedensel kaynaklı hastalıklara örnek olarak renk körlüğü, hemofil, şeker hastalığı, cücelik, devlik, guatr vb. verilebilir.

Çevresel sebepler: Hastalıklara neden olan bir çok çevresel sebep vardır. Bunları genel başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz.
Fiziksel çevre, kimyasal çevre, biyolojik çevre, psikolojik etkenler, sosyo kültürel etkenler, ekonomik etkenler, temel madde eksiklikleri olarak sıralayabiliriz. Yukarıda sıraladığımız etkenlerden kaynaklanan hastalıklar çevre ile ilgili hastalıklardır. Çevresel etkenleri açıklayalım şimdide.


Fiziksel çevre: Sıcak, soğuk, ışın, çarpma, çeşitli aletlerle yaralanmalar, içme ve kullanma sularındaki kirlilik, boğulma, elektrik çarpmaları, deprem, sel, yangın gibi doğal afetler gibi etmenler vb. etmenler fiziksel çevreyi oluşturur. Fiziksel çevre etmenleri çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur. Kısaca fiziki çevrenin öğelerini su, lağım, pis sular, çöpler, barınak vb. oluşturur.
Kimyasal çevre: Zehirler, çeşitli kimyasal atıklar ve kanser oluşmasına neden olan bazı etkenler insanlarda kimyasal çevre kaynaklı hastalıklara yol açar.
Biyolojik çevre: Biyolojik çevrenin öğelerini mikroorganizmalar, vektörler, bitkiler, hayvanlar, hayvansal ve bitkisel besinler oluşturur. Biyolojik çevre öğeleri insanlarda çok çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur.
Psikolojik etkenler: İnsanların psikolojik durumları çeşitli hastalılara yakalanmayı kolaylaştırır. Ruhsal zorlanmalar olarak bilinen stres ve depresyonlar sonucu insanların sağlığı bozularak hastalanır.
Sosyo kültürel ve ekonomik etkenler: Toplumların sosyal ve kültürel yapıları nedeniyle bir çok yanlış uygulama ve inanışlar sonucu çeşitli hastalıklar oluşur. Örneği, kundaklama nedeniyle çocuklardaki kalça çıkıkları, hatalı inanış ve bilgisizlik sonucu meydana gelmektedir. Yine insanların eğitimsizliği nedeniyle çocuklarda yetersiz beslenmeye dayalı hastalıklar oluşmaktadır. Toplumların kültürlerinde yer alan yanlış inanış çeşitli hastalıklara neden olur. Örneğin halk arasında “Akar su pislik tutmaz”, “Pire itte, bit yiğitte bulunur”, “Lohusalıya su verilmez” gibi toplumun kültürü içinde yer alan inanışlar bir çok hastalığın oluşmasına yol açar. Ekonomik etkenlerde hastalıkların oluşmasına neden olur. Örneğin ekonomik yetersizlik nedeniyle kötü beslenme, banyo ve tuvaleti olmayan sağlıksız evlerde barınma çeşitli hastalıkların oluşması için zemin hazırlar.
Temel madde eksiklikleri: Temel madde eksikliklerinden önemlileri vitaminlerin, minerallerin ve elzem amino asitlerin eksikliğidir. Bu maddelerin eksikliği nedeniyle bir çok hastalık oluşur. Temel madde eksikliğinden kaynaklanan hastalıklara örnek olarak gece körlüğü (A vitamini eksikliğinden) raşitizm (D vitamini eksikliği), kansızlık (demir eksikliğinden) vb. verilebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Bulaşıcı Hastalıklarda Genel Kavramlar   C.tesi Ocak 17, 2009 3:28 am

Hastalık ve enfeksiyon: Günümüzde sağlık konusunda yapılan bütün çalışmalara rağmen insanlar çeşitli hastalık etkenleri nedeniyle hastalanmaktadır. Hastalıklara neden olan etkenler arasında bakteriler, virüsler, bazı mantar türleri, parazitler ve bir hücreli canlılar sayılabilir. Hastalık etkenleri çeşitli yollarla vücuda girerek hücredeki yapısal fonksiyonları bozar. Buna bağlı olarak doku, organ ve sistemlerin fonksiyonlarının bozulmasıyla hastalık dilen durum oluşur. Hastalık oluşmasına neden olan etkenlerin vücuda girme yolları farklıdır. Hastalık etkenlerinin bir kısmı solunum yoluyla, bir kısmı ağız yoluyla sindirim sisteminden, bir kısmı da derideki yaralardan vücuda girer. Hastalık etkeni olan mikroorganizmalar vücuda girerek hastalık belirtisine neden olmadan üreyip çoğalabilirler. Mikroorganizmaların, vücuda girerek hastalık belirtisi göstermeden üreyip çoğalmasına enfeksiyon denir. Mikroorganizmaların hastalık belirtisi olan ateş, kusma, öksürük vb. durumlara neden olması sonucunda enfeksiyonlu hastalık meydana gelmiş olur. Enfeksiyonun tanımından da anlaşıldığı gibi enfeksiyon her zaman hastalık demek değildir. Enfeksiyonun hastalık yapabilmesi için etkenin üremesi sonucunda ya da dokulara saldığı maddelerle organ ve dokuların normal çalışmasını bozması, bunun sonucunda hastalık belirtilerinin ortaya çıkması gerekir. Enfeksiyon sonucunda meydana gelen bulaşıcı hastalıkların kendilerine özgü belirtileri vardır. Örneğin; nezlenin belirtisi burun akması, bronşitin belirtisi ise öksürüktür. Her bulaşıcı hastalığın farklı belirtilerinin olmasına karşılık hemen hemen bütün bulaşıcı hastalıklarda görülen ortak belirti yüksek ateştir. Sistemlere ait belirtilerde de ortak olanlar vardır. Örneğin; sindirim sistemindeki bulaşıcı hastalıkların ortak belirtisi genelde ishal durumunun görülmesidir.

Hastalık etkeni: Hastalıkların oluşmasına neden olan etkenler bir önceki konuda da belirttiğimiz gibi virüsler, mantarlar, parazitler, bir hücreli canlılardır. Yukarıda sıraladığımız hastalık etkenlerine bakılarak bu canlıların bütün türlerinin hastalığa neden olduğu anlaşılmamalıdır. Bu canlı grupları içinde patojen (hastalık yapıcı) olan türler hastalıklara neden olur. Hastalık etkenleri solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girdiğinde, vücudun savunma sistemi tarafından bir direnç gösterilir. Vücudun savunma sitemine bağışıklık sistemi de denir. Bağışıklık sisteminin elemanları hastalık etkeni vücuda girer girmez bunlarla mücadele ederek etkisiz duruma getirmeye çalışır. Bağışıklık sisteminin hastalık etkeniyle mücadele başarısız olma durumunda hastalık oluşur.



Kuluçka süresi: Bulaşıcı hastalık etkenleri vücuda girdikleri ilk anda hastalık belirtileri oluşturmazlar. Hastalık belirtilerinin oluşması için etkenin üreyip çoğalacağı bir süre gereklidir. İşte hastalık etkenin vücuda girişinden hastalık belirtilerinin ortaya çıkışına kadar olan süreye kuluçka süresi denir. Kuluçka süreleri her hastalık için aynı olmayıp farklılık gösterir. Diğer bir ifadeyle her hastalık etkenin kendine özgü kuluçka süreleri vardır. Bazı hastalıkların kuluçka süreleri birkaç gün hatta birkaç saat olabildiği gibi cüzam hastalığında olduğu gibi beş yıl kadar da olabilir. Her hastalığın kuluçka süresinin farklı olduğu belirtmiştik. Çeşitli hastalıklara ait kuluçka sürelerini şöyle açıklayabiliriz. Dizanteri hastalığında kuluçka süresi 7-48 saat grip de 1-4 gün tetanos da 5 gün-3 hafta kuduzda 4-8 hafta kızamıkta 7-14 gün kızamıkçıkta -3 hafta boğmaca da -15 gün kabakulakta 2-3 hafta difteri yani kuşpalazında 1-10 gün cüzam da 3-5 yıl ve sıtmada 9-30 gün kuluçka süresi vardır.

Bulaşma süresi: Bulaşıcı hastalığa yakalanan bir hasta genellikle çevresine hastalık etkenini yayarak diğer insanlara bulaşmasına neden olur. Bulaşıcı hastalığa yakalanan kişinin çevresine hastalık etkenini yayması belli bir süre devam eder. İşte hastalık etkeninin kaynağından (hastadan) sağlam kişiye bulaşması kadar geçen süreye bulaşma süresi denir. Kuluçka sürelerinde olduğu gibi hastalıkların bulaşma süreleri de farklıdır. Hastalıkların bulaşma sürelerinin bilinmesinin bir çok yararı vardır. Örneğin, bulaşma süresinin bilinmesi sağlam kişilerin hasta kişilerden ne kadar uzak duracağını bilmesi açısından önemlidir. Bulaşıcı hastalığa yakalanan hastaları bulaşma süresince ziyaret etmek sakıncalıdır. Anı şekilde bulaşıcı hastalığa yakalanan çocukların, hastalığın diğer çocuklara da bulaşmaması için bulaşma süresince okula gönderilmemesi gerekir.

Salgın hastalık: Bulaşıcı hastalıklar bazen dar bir bölgede, bazen de geniş bir alanda sık görülerek görüldüğü yerlerde salgınlar meydana getirir. Herhangi bir hastalığın sadece bazı bölgelerde sık ve sürekli görülmesine endemi denir. Diğer bir ifadeyle sadece belli bölgelerde görülen hastalıklara endemik hastalıklar denir. Örneğin menenjit, bulaşıcı sarılık, tifo, kuduz vb. hastalıklar Türkiye’de görülen endemik hastalıklardır. Yine Afrika ve Güney Doğu Asya’da görülen ishal ve A vitamini eksikliğinden kaynaklanan körlük bu bölgeler için endemik hastalıktır. Bazen bir hastalık belli toplumlarda kısa sürede alışıla gelmemiş olandan çok daha fazla sayıda görülebilir. Bu olaya epidemi, hastalığa ise epidemik hastalık veya salgın denir. Orta Çağ’daki veba salgınlarında olduğu gibi eskiden salgınlar toplumların yok olmasına neden olmaktaydı. Ancak günümüzde erken tanı, aşılama etkili tedavi vb. yöntemler sayesinde salgınların felakete neden olmadan önlenmesi sağlanmaktadır. Günümüzde bulaşıcı hastalıklardan kolera, bulaşıcı sarılık kızamık vb. salgınlar yaparak epidemi oluşturabilmektedir. Epidemik hastalıkların özelliği, kısa zamanda çok sayıda insana bulaşarak hastalanmalarına neden olmalıdır.
Bulaşıcı hastalıkların epidemi oluşturmasında olumsuz çevre şartlarının büyük etkisi vardır. Örneğin, temiz içme suyunun olmadığı ve ihtiyacın kirli sulardan karşılanması sonucunda tifo, kolera gibi hastalıklar salgınlar yaparak epidemi oluşturur. Salgın hastalıklar bazen çok sayıda ülkeyi etkileyebilir. Bu duruma ise pandemi denir. Bu duruma kolera pandemileri, grip pandemileri vb. örnek olarak verilebilir. Guatr gibi bulaşıcı hastalık olmayıp da belli bölgelerde sık görülen hastalıklar da vardır. Bunlarda endemik hastalık (endemik guatr gibi) olarak kabul edilir. Örneğin, Karadeniz bölgesi için guatr endemik bir hastalıktır.

Bulaşıcı hastalık zinciri: Bulaşıcı hastalık zinciri, hastalık etkenin kaynaktan sağlam kişiye ulaşıncaya kadar izlediği basamaktır. Hastalık etkeninin çeşitli bulaşma yolları ile sağlam kişiye ulaşması sırasında izlediği yola bulaşıcı hastalık zinciri denir. Bulaşıcı hastalık zincirinin (enfeksiyon zinciri) öğeleri kaynak, bulaşma yolu ve sağlam kişiden oluşur.



Bulaşma yolu: Bulaşıcı hastalık zincirinin ilk öğesini hastalığın kaynağı oluşturur. Bulaşıcı hastalık etkenin doğal olarak yaşadığı ve ürediği yere, o hastalık etkeninin (mikroorganizmanın) “kaynağı” denir. Bulaşıcı hastalık zincirinin ikinci öğesi bulaşma yoludur. Kaynağından ayrılan hastalık etkenleri değişil yollarla sağlam kişiye ulaşarak kişinin enfeksiyonuna neden olur. Hastalık etkenlerinin sağlam kişiye ulaşması doğrudan olabildiği gibi dolaylı da olur. Örneğin, cinsel hastalıkların sağlam kişiye bulaşması temas yoluyla aracısız, doğrudan olur. Hastalık etkeni su, süt yiyecekler vb. yollarla sağlam kişiye ulaşır. Hastalık etkeni, yiyecek gruplarıyla olduğu gibi böcekler, hava, toprak, ev eşyaları vb. araçlarla sağlam kişiye taşınır. Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi hastalık etkenin sağlam kişiye ulaşmasına neden olan taşınma yollarına “bulaşma yolu” denir. Her hastalığın bulaşma yolu farklıdır. Bulaşma yolunu kısaca özetleyecek olursak bulaşma doğrudan veya dolaylı yolla olmaktadır.
Doğrudan bulaşma: Direkt temasla, cinsel ilişkiyle, damlacık enfeksiyonuyla, kan yoluyla, plasenta yoluyla anneden çocuğa ulaşması şeklinde meydana gelir.
Dolaylı bulaşma ise; Eşyalarla, hava yoluyla, vektörlerle, su yoluyla olmaktadır. Yukarıda açıklanan bulaşma yollarının bilinmesinin hastalıklara karşı önceden alınacak tedbirler açısından büyük önem taşır. Bulaşma yolu bilinen hastalıkla mücadele daha kolaydır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Yolları   C.tesi Ocak 17, 2009 3:29 am

Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için yapılacak en etkili yol bulaşıcı hastalık zincirini oluşturan halkalardan birini koparmaktır Kısaca belirtecek olursak, bulaşıcı hastalık zincirinin halkaları olan kaynak, bulaşma yolu ve sağlam kişi arasındaki irtibat kesilecek olursa hastalığın bulaşması önlenir Dolayısıyla hastalıklardan korunmak için alınacak önlemler de kaynağa, bulaşma yoluna ve sağlam kişiye yöneliktir Hastalıklardan korunmak için alınacak önlemleri aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.
Kaynağa yönelik önlemler: Bulaşıcı hastalık zincirinin ilk halkasını oluşturan kaynağa yönelik olarak alınacak önlemleri kısaca aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
+ Bulaşıcı hastalıklar salgınlara neden olduğundan en kısa sürede sağlık kuruluşlarına bildirilmelidir. Böylece hastalık, salgınlara neden olmadan sağlık ekiplerince gerekli önlemler alınır.
+ Bulaşıcı hastalığı taşıyan, diğer bir ifadeyle kaynak olan hastalar tecrit edilerek hastalığın diğer insanlara bulaşması önlenir. Bulaşıcı hastalıklara yakalanan kişiler genellikle hastanelerin tecrit odalarında tedavi edilir Böylece hastalığın yayılması önlenir. Örneğin; kolera, tifo, veba ve kuduz gibi bulaşıcı hastalıkları taşıyan hastalar tecrit edilerek önlem alınır. Bulaşıcı hastalıkların kendilerine özgü kuluçka sürelerinin olduğunu daha önce belirtmiştik. Bulaşıcı hastalığın kuluçka süresi kadar hastanın sağlam kişilerden tecrit edilmesine (ayrılmasına) karantina adı verilir.



+ Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını sağlayan taşıyıcılar tespit edilir. Daha sonra taşıyıcılarla ilgili önlemler alınır.
+ Bulaşıcı hastalığa yakalanan hastalar ile taşıyıcıların tedavi edilmesiyle hastalığın yayılması önlenmiş olur
+ Bazı hastalıklar hem hayvanlarda hem de insanlarda görülür. Örneğin, kuduz böyle bir hastalıktır. Bu gibi durumlarda hastalığı taşıyan hayvanlar, hastalığı insanlara bulaştırmaması için öldürülür.
+ Kaynağa yönelik önlemlerden bir diğeri de hastalık kaynağının belirlenmesidir. Kaynağın belirlenmesi alınacak önlemleri kolaylaştırır.
Bulaşma yollarına yönelik önlemler: Bulaşma yollarının neler olduğunu daha önce açıklamıştık Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için kaynağa yönelik önlemlerin yanında bulaşma yollarının neler olduğu tesit edilerek gerekli önlem alınır. Bulaşma yollarının doğrudan bulaşma ve dolaylı bulaşma olduğunu açıklamıştık Doğrudan bulaşma yollarına ait önlemler her hastalık için özeldir. Örneğin, cinsel ilişki ve hava yolu ile bulaşan hastalıklar için alınacak önlemler farklı olup her hastalığın kendine özeldir. Yine dolaylı bulaşma yolları için gerekli önlemlerin alınması ile enfeksiyon zinciri koparılır. Yapılan genel açıklamalardan sonra bulaşma yollarına yönelik önlemleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
+ Hastalığın hava, temas vb. yollarla diğer kişilere bulaşması nedeniyle, bulaşıcı hastalığa yakalanan kişilerin tecrit edilmesi alınacak önlemlerden birisidir.
+ Hastalığın bulaşmasını sağlayan vektörlerin doğal olarak üreyip çoğaldığı yerler kimyasal ve biyolojik yöntemler uygulanarak yok edilir. Örneğin, sıtma hastalığının insanlara bulaşmasını sağlayan sivrisineklerle mücadele, sivrisineğin ürediği bataklıkların kurutulması, ilaçlama veya sivrisinek larvalarını yiyen balıkların kullanılmasıyla yapılır.
+ Hastalıkların oluşmasına neden olan etkenin dezenfeksiyon ile öldürülmesi şeklinde bir önlem uygulanır. Dezenfeksiyonla mikroorganizmaların öldürülmesi için kullanılan maddelere, dezenfektan maddeler denir. Dezenfektan maddelerin yanında bir de antiseptik maddeler vardır. Antiseptik maddeler mikroorganizmaların üremesini önler. Eğer çeşitli yollarla mikroorganizmaların tamamı öldürülüyorsa buna da sterilizasyon denir.
+ Bulaşma yollarının bir çoğunu sağlık ve çevre koşulları oluşturur Dolayısıyla, sağlıksız çevre koşullarının düzeltilmesi için yapılan bütün çalışmalar çeşitli hastalıkların bulaşmasını önler. Bu amaçla evsel atıklardan olan çöpler ve lağım suları insanların sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde zararsız duruma getirilmelidir. Çöpler kokuşarak mikrop saçmadan toplanmalıdır. Yine lağım sularının içme sularına karışması önlenmelidir. İçme sularının mikroplardan arındırılması hastalıkların bulaşmasını önler.
+ Nezle ve grip gibi hava yoluyla bulaşabilen hasta kişilerden uzak durmak gerekir.
+ Cinsel temasla bulaşan hastalıklara yönelik alınacak önlemlerden en geçerli olanı tek eşliktir. Diğer bir ifadeyle düzenli aile hayatıdır.
+ Bir kısım hastalıkların bulaşması ise eşyalarla olmaktadır. Bu nedenle alınacak önlemler de eşyalara yönelik olmalıdır. Dolayısıyla kişinin kullandığı havlu, sabun, diş fırçası, tarak vb. eşyalar kendine özel olmalıdır. Başkalarının eşyaları kullanılmamalıdır.
+ Doğal afetlerde ortaya çıkabilecek bulaşıcı hastalıklara örnek olarak; tifo, tifus, dizanteri, kızıl, kızamık, boğmaca, su çiçeği, zatürree, ishal, hepatit, verem, sıtma ve kuduzu sayabiliriz. Barınma, temizlik, çöp ve katı atıkların toplanması, temiz ve sağlıklı beslenme ve temiz çevre ihtiyaçlarının yeterince karşılanamaması bu bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bütün bunları önlemek için yukarıda sayılan ihtiyaçların tam ve sağlıklı olarak karşılanabilmesi için herkesin kurallara uyarak yaşaması gerekmektedir.
Sağlam kişiye yönelik önlemler: Enfeksiyon zincirinin koparılması için alınması gereken önlemlerden birisi de sağlam kişiye yönelik olanlardır. Sağlam kişiye yönelik önlemleri şöyle sıralayabiliriz; Kişiye yönelik önlemler; bağışıklama, ilaçla koruma, erken tanı, beslenme, aile planlaması, kişisel temizlik ve sağlık eğitiminden oluşur. Kişiye yönelik önlemlerin daha iyi anlaşılması için aşağıdaki gibi kısaca açıklayabiliriz.



Bağışıklama: Sağlam kişinin bulaşıcı hastalıklara yakalanmaması için bağışıklanması gerekir. Bağışıklama yoluyla kişilerin hastalıklara direnç kazanması sağlanır. Vücudun hastalıklara karşı savunma gücünün artması ve direnç kazanmasına bağışıklık denir. Bağışıklığın kazanılması doğal yolla olduğu gibi aşı ve hastalıkların geçirilmesiyle de olur. Doğal bağışıklık kalıtsal olarak yeni nesillere geçer. Doğal bağışıklık türe özgürdür. Diğer bir ifadeyle bazı hastalıklara karşı bazı ırklar doğal olarak bağışıklık gösterir. Örneğin, siyah ırk olan zenciler verem hastalığına karşı doğal bağışıklık gösterir. Sonradan bağışıklığın kazanılması, kişinin doğrudan doğruya hastalık geçirmesiyle veya aşı yaptırmakla olur. Aşı ile bağışıklama yapılırken sağlam kişiye hastalık yapma özelliği olmayan zayıflatılmış veya öldürülmüş hastalık mikrobu verilir. Böylece kişi hastalanmadan önce gerekli önlem alınmış olur.
İlaçla koruma: Bulaşıcı hastalıkların sık görüldüğü bölgelere giden kişiler, önceden ilaç alarak koruma sağlarlar. Örneğin, sıtmanın sık görüldüğü bölgelere giden kişiler önceden sıtmaya karşı ilaçları kullanarak gerekli önlemi alır. Aynı şekilde salgın hastalıkları görüldüğü yerlere giden insanlar ve sağlık ekipleri de gerekli ilaçları aldıktan sonra salgın bölgelerine gitmeleri gerekir.
Erken tanı: Bulaşıcı hastalıkların erken tanısının yapılması ile bu hastalıkların, sağlam kişilere bulaşarak salgın haline gelmesi önlenir. Örneğin, akciğer röntgenlerinin çekilmesi sırasında veremin teşhis edilmesi ile gerekli önlemler alınarak, veremin salgın yapması önlenir.
Beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmek bir çok hastalığın ortaya çıkmasını önler. Yeterli ve dengeli beslenmekle vücudun hastalıklara karşı direnci artar. Hastalık mikroplarının zayıf düşmüş vücutta daha kolay hastalık meydana getireceği unutulmamalıdır. Örneğin, verem hastalığının yetersiz beslenen toplumlarda daha sık görülmesi gibi.
Aile planlaması: Kişiye yönelik önlemlerden biri de aile planlamasıdır. Kalabalık ailelerde genelde ekonomik nedenlerden dolayı hayat standardı düşüktür. Bu nedenle kalabalık ailelerde bazı hastalıklar daha sık görülür. Aynı şekilde doğum yapan annenin sağlık durumu da olumsuz etkilenir. Bütün bu nedenlerden dolayı aile planlaması da kişiye yönelik önlemler arasında yer alır.
Kİşisel temizlik: Kişisel temizliğin yapılmasıyla bir çok hastalığın bulaşması önceden önlenmiş olur. Örneğin tuvaletlerden sonra ellerin bol sabunlu suyla yıkanmasıyla bazı hastalıkların bulaşması önlenir. Kirli ellerle kapı kollarına musluklara vb. yerlere temas edilmesiyle hastalık mikropları bulaşır. Bu yerlere dokunan başka bir kişiye dolaylı olarak hastalık bulaşır. Aynı şekilde banyo yapmak, tırnakları kesmek gibi kişisel temizliklerin yapılması hastalıkların önlenmesini sağlar.
Sağlık eğitimi: Buraya kadar açıkladığımız sağlıklı kişiye yönelik önlemlerin yanında gerekli sağlık eğitiminin verilmesi de oldukça önemlidir. Kişinin sağlığını kazanması ve devam ettirmesi için gerekli sağlık eğitimi verilmelidir. Ayrıca kişinin sağlık kuruluşlarından yeterince yararlanması sağlanmalıdır. Bütün bunların yanında kişiye sağlıklı hayatın sağlıklı bir çevre ile mümkün olabileceği öğretilmeli. Diğer bir ifadeyle kişiye çevre bilinci kazandırılmalıdır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Evde Hasta Bakımı   C.tesi Ocak 17, 2009 3:29 am

Bulaşıcı hastalığa yakalanan kişilerin hastanelerde yatırılarak bakımları her zaman mümkün olmayabilir. Dolayısıyla bu hastalara genellikle evde bakılması gerekir. Bu nedenle evde hastaya bakacak kişinin temel bakım prensiplerini bilmesi oldukça önemlidir. Evde hasta bakımında temel sağlık prensiplerine uyulmadığı takdirde sağlam kişiler de hastalığa yakalanır. Evde hasta bakımında dikkat edilmesi gerecek temel noktaları açıklayalım.
İlaç kullanımı: Hastalıkların tedavisinde ilaçların kullanımı oldukça büyük öneme sahiptir. İlaçların hasta tedavisindeki kullanımda gerekli kurallara dikkat edilmelidir. Eğer hekimin önerisi doğrultusunda ilaç kullanılırsa hasta tedavi olur. Hekim önerisi dışında ilaç kullanılırsa, ilaç hastayı tedavi etmediği gibi zarar da verir. Hastalığın tedavisi için kullanılan ilaç hastanın iyileşmesini sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki kullanılan her ilaç vücut için yabancı madde özelliğindedir. Dolayısıyla ilaçların, hastalığın tedavisi yanında zararlı yan etkileri de vardır. Vücut ilaçların zararlı yan etkilerini en aza indirmek için bütün gücünü kullanır. İlaçlar, yan etkilerinden dolayı zorunlu kalmadıkça kullanılmamalıdır. Kullanmak zorunda kalındığında ise yeterli dozlarda alınmalıdır. İlaç kullanımında en doğru uygulama hekimin tavsiye ettiği ilaçların önerilen miktarda ve zamanında kullanılmasıdır. Hiçbir zaman hekim, doktor önerisi olmadan yararı vardır diyerek yasal olarak ilaçların kullanılması için gerekli yetki hekimlere verilmiştir.

İlaç kullanımında israfa kaçılmamalıdır. İlaçların hem pahalı hem de yanlış aşırı kullanıldığında zararlı olduğu unutulmamalıdır. Antibiyotiklerde olduğu gibi yanlış ilaç kullanımı hastalık mikroplarının daha da fazla direnç kazanmasına yol açar. Dolayısıyla dirençli hale gelen mikroplara karşı mücadele daha zordur. İlaçların amaç dışı kullanılması da önlenmelidir. İlaçlar çocukların ulaşamayacağı yüksek ve kapalı bir yerde, nemsiz ve serin ortamda saklanmalıdır. Sıcak ve nemli yerlerde ilaçlar daha kısa sürede özelliğini kaybeder. Ayrıca ilaçların kullanımında son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. Süresi dolan ilaçlar kullanılmamalıdır. Ayrıca rengi bozulmuş ve tortulaşmış ilaçlar kullanılmamalıdır. Evde hastaya bakan kişinin ilaç kullanımındaki üç temel kurala uyması gerekir. Bu kurallar;
Hastalık için en uygun ilacın kullanılması, kullanılan ilacın uygun dozda olması, ilaçların önerilen uygun sürede kullanılmasıdır. Hastalığın başarılı bir şekilde tedavisi için hekimin önerdiği uygun ilaçlar kullanılmalıdır. Hastalığa uygun ilaçların kullanılmaması durumunda tedavide başarılı olunamadığı gibi hastaya zarar verilmiş ve gereksiz yere ilaçsız kullanılmış olur. İlaçların dozu uygun olmalıdır. Düşük dozlarda ilaç kullanılmasıyla hastalık mikrobunun daha fazla direnç kazanması sağlanır. Dolayısıyla hastalığın tedavisi güçleşir. İlaçların yüksek dozlarda alınması ise vücuda zarar verir. İlaçların kullanımında hekimin önerdiği sürelere kesinlikle uymalıdır. İlaçların kullanımına, önerilen süreden daha önce son verilmesi düzelmeye başlayan hastalığın tekrar canlanmasına neden olur. Evde hastaya bakan kişi, ilaç kullanımında yukarıda sıraladığımız temel kurallara uymalıdır. Bu temel kurallara uyulmasının yanında hastanın ilacı kullanıp kullanmadığı da kontrol edilmelidir. Hastaya bakan kişi düzenli olarak ilaç kullanımını gerçekleştirmelidir.

Hasta odası: Evde hasta bakımında hastanın istirahatının iyi bir şekilde sağlanması için ayrı bir odası olmalıdır. Hastanın ayrı bir odasının olması yanında rahat edeceği bir yatağı da olmalıdır. Hasta odasının; sıcaklığı mevsime göre ayarlanmalıdır. Odanın sıcak olması hastaya sıkıntı verir. Havası tertemiz olmalıdır. Bu amaçla zaman zaman hastanın odası havalandırılmalıdır. Hastanın odası ılık ve biraz nemli olmalıdır. Hastanın rahat uyuması açısından odanın ılık ve biraz nemli olması gerekir. Hasta bu ortamlarda rahat nefes alır. Hasta odasında hastanın gözlerine doğrudan ışık gelmesi önlenmelidir. Hastanın odasının, yukarıda sıraladığımız özellikleri taşıması gerekir. Böylece hastanın daha iyi dinlenmesi sağlanır. Tedavide dinlenmenin gerekliliği göz önüne alındığında hasta odasının önemi daha iyi anlaşılır.




Ateş ve nabız takibi: Evde hasta bakımı sırasında yapılması gereken önemli işlerden biri de hastanın genel durumunun ve seyrinin izlenmesidir. Hastanın izlenmesiyle, hastalığın gidişinin iyiye doğru mu yoksa kötüye doğrumu gittiği hakkında bir fikre varılır. Evde bakılan hastaya genel olarak hastanın ateş ve nabzı takip edilir. Bunun sebebi bulaşıcı hastalıkların vücut ısısını arttırmasıdır. Dolayısıyla, hastanın ateş ve nabzında (kalp atış sayısı) artış görülür. Hastaya bakan kişinin ateş ve nabzı takip edebilmesi için bu ölçümlerin nasıl yapıldığını bilmesi gerekir. Bu ölçümlerin nasıl yapıldığını aşağıdaki gibi açıklayabiliriz;

Ateş ölçme: Yukarıda da açıkladığımız gibi hastalığın seyrinin izlenmesi için hastanın zaman zaman ateşinin ölçülmesi gerekir. Hastanın ateşi, beden termometresi (vücut termometresi) ile ölçülür. Ateşin ölçülmesi vücudun belli bölgelerinden yapılır. Yetişkinlerde koltuk altı, ağız (dil altı) ve kasıktan yapılır. Bebeklerde ise genelde makattan ölçülür. Ateş ölçümlerinde ölçümün yapıldığı yere göre farklı değerler elde edilir. Normal insanda koltuk altı ve kasıktan yapılan ölçümlerde 36.5 C'lik değer alınır. Dil altından 37 C, makattan ise 38 C'lik ölçüm değerleri alınır. Hastaya bakan kişinin ateş ölçümü yapacağı zaman izleyeceği yol sırasıyla aşağıdaki gibi olmalıdır.
Ateş ölçümüne başlamadan önce bir kap içerisine sabunlu su hazırlanır. Diğer bir kaba ise temiz su konulur. Bunun içine de pamuk yerleştirilir. Bir parça pamuk alınarak içinde sabunlu su bulunan kaba batırılır. Daha sonra da suyu sıkılır. Termometre önce sabunlu suya batırılmış pamukla yukarıdan aşağıya doğru, daha sonrada sabunsuz pamuk kullanılarak aynı şekilde silinir. Termometre silindikten sonra kontrol amacıyla okunur. Termometre okunduğunda 35 C'nin üzerini gösteriyorsa 35 C'ye kadar düşecek şekilde bilek hareketiyle silkelenir. Termometreyi bilek hareketiyle silkeledikten sonra 35 C'ye düşüp düşmediği kontrol edilir. Termometre kontrol edildikten sonra ateş ağızdan ölçülecekse hastanın ağzı açtırılarak termometrenin civalı ucu dil altına yerleştirilir. Bu işlemden sonra hastanın ağzı kapatılır. Hastanın ağzı kapattırılırken termometreyi dişleriyle sıkmaması gerektiği söylenir. Termometrenin yerleştirme işlemi tamamlandıktan sonra 3 dakika beklenir. Eğer ateş ölçümü ağız yerine koltuk altından yapılacaksa koltuk altı ovulmadan ve bastırılmadan pamukla silini. Daha sonra termometrenin civalı ucu koltuk altı ovulmadan ve bastırılmadan pamukla silinir. Daha sonra termometrenin civalı ucu koltuk alına gelecek şekilde yerleştirilir. Hastanın kolu, göğsü üzerinde tutularak 5 dakika beklenir. Eğer bebeklerin ateşi makattan ölçülecekse bebek sırt üstü yatırılarak belden aşağısındaki giysileri çıkarılır. Bebeğin iki bacağı tek elle tutularak hafifçe yukarı kaldırılır. Daha Sonra termometrenin civalı ucu makattan 1- cm içeri girecek şekilde sokularak 1-2 dakika beklenir. Ateş ölçümü hangi bölgeden yapılırsa yapılsın hastadan alınan termometreye sabunlu sulu pamukla silinir. Termometre göz hizasında rakamlar kendine dönük olarak iki ucundan tutulur. Daha sonra civanın genleştiği nokta okunur. Okunan bu değer hastanın ateşini
(vücut ısısını) belirtir. Hastanın ateşi ölçüldükten sonra ölçüm bir kağıda kaydedilir. Daha sonra termometre temizlenerek kabına konulur.
Nabız sayımı (kalp atış sayısı): Vücudun genel durumu hakkında ateş ölçmenin yanında nabız sayısı da bilgi verir. Genellikle ateşli hastalıklarda vücut ısısındaki artışa paralel olarak nabız sayısı da artar. Vücut ısısının yükselmesi sırasında artan her bir derece için nabız sayısı yaklaşık 18-20 kez daha fazla atar. Nabız sayımında 6-100 arasındaki kalp ateş sayısı normal değer olarak kabul edilir. Bu değer bebeklerde ortalama 120'dir. Nabız sayımı en iyi şekilde yüzeye yakın atardamarlardan yapılır. Yüzeye yakın atardamarlardan kalp atışının en iyi hissedildiği yerler el bilekleri, şakaklar ve ayak üzerindeki atardamarlardır. Ancak nabız sayımı için yetişkinlerin en uygun yeri el bilekleridir. Hastaya bakan kişi hastanın nabzını el bileklerinden yapacaksa aşağıda belirtileceğimiz nabız ölçme tekniğini uygulamalıdır. Hastanın kollarından bir göğüs üzerinde tutulur. Nabız sayacak kişiler iki, üç ve dördüncü parmaklarını yan yana ve uçları aynı hizada olacak şekilde birleştirir. Daha Sonra nabız sayılacak bileğin baş parmak hizasına gelen iç yüzüne koyar. Bilek üzerine konulan parmakların ucunda nabız vuruşları hissedildikten sonra bir dakikalık süredeki nabız atışları sayılır. Hastanın ateşinin kaydedildiği kağıda nabız sayısı da kaydedilir.


Beslenme: Evde hasta bakımında yeterli ve dengeli beslenme hastalığın tedavisi için önemlidir. Hastaların genelde iştahı azaldığında beslenme buna uygun olmalıdır. Hastaların iştahsız olması nedeniyle az ve sık yemek verilmelidir. Evde hasta bakımı sırasında hastalığa uygun olarak hekim veya doktor tarafından verilen beslenme şekli uygulanır. Diğer bir ifadeyle bazı hastalıklar için özel beslenme uygulanır. Bu hastalıklara örnek olarak ishal verilebilir. İshal durumunda vücut normalden daha fazla su, tuz ve diğer mineraller (elektrolit) kaybeder. Vücut için oldukça önemli olan bu maddelerin tekrar karşılanması için hastaya su ve diğer mineralleri karşılayan sıvılar verilmelidir. Hasta, sık dışkı yaptığından her dışkılamada çocuklar bir, büyükler iki bardak su içmelidirler. İshal, özelikle çocuklarda tehlikeli durumlar meydana getirmesi nedeniyle kaybedilen su, tuz ve mineraller zaman geçirilmeden verilmelidir. İshalli çocuklara, hazır ishal paketlerindeki toz karışım bir litre suda eritilerek içirilir. İshal paketlerinin bulunmadığı durumlarda ise bir litre suyun içerisine iki çorba kaşığı silme şeker ve bir çay kaşığı silme tuz konularak karıştırılır. Hastaya bu karışım içirilir. Eğer hasta hazırlanan bu karışımın tadını beğenmez ise karışım su yerine ayran kullanılarak hazırlanır. İshalli çocuklara, aşırı yağlı ve şekerli gıdalar verilmemelidir. Bu gıdalar ishali artırır. Evde bakılan hasta bulaşıcı sarılık ise bu hastalara aşırı yağlı besinler verilmemelidir. Bu hastalar şekerli gıdalar, yağsız et vb. besinler yemelidir. Bulaşıcı sarılık hastası beslenmenin yanında yeterince dinlenmelidir.

Tecrit: Bulaşıcı hastalıklardan korunmada kaynağa yönelik önlemler kısmında tecridin ne olduğu açıklandığından, burada sadece evdeki tecrit açıklanacaktır. Evde hastaya bakılırken, hastalığın sağlam kişilere bulaşmasını önlemen için önce hastanın odası ayrılmalıdır. Hastanın yanına sadece bakmakla görevli kişi girmelidir. Bu kişi hastanın yanına girerken ve hastaya bakarken ayrı elbise giymelidir.

Mikroptan arındırma: Hasta bakımında temizlik ve dezenfeksiyon, hem bakım hem de hastalığın yayılmasında büyük önem taşır. Bu amaçla hasta odasının ve eşyalarının temizliğine büyük önem verilmelidir. Hastanın odası yeterince havalandırılmalı ve güneş alması sağlanmalıdır. Çünkü güneş ışınlarının mikrop öldürücü etkisi vardır. Zaman zaman hastanın çarşafları ve çamaşırı da güneşlendirilmelidir. Hastanın kirlenen çamaşırları evdeki diğer kişilerin çamaşırlarına karıştırılmadan ayrı biriktirilmeli ve ayrı yıkanmalıdır. Hastanın çamaşırları yıkanırken kaynatılmalı veya dezenfektan madde içinde belli süre bekletilerek mikroplarından arındırılmalıdır. Ayrıca hastanın çamaşırları özellikle, tersten ve dikiş yerlerinden ütülenmelidir. Tifo ve verem gibi bulaşıcı hastalıklarda hastanın balgam, kusmuk, idrar ve dışkıları özel kaplarda dezenfektan maddelerde bir süre bekletildikten sonra atılmalıdır. Hastanın yanında tükrük, balgam vb. atıkları için kullanılan ağzı kapalı madeni kaplar da kullanıldıktan sonra dezenfekte edilmelidir. Hastanın yemek için kullandığı çatal, bıçak ve tabakları ayrı biriktirilmeli ve diğer kaplardan ayrı kaynatılarak yıkanmalıdır. Hastanın bakımı sırasında uygulanan temizlik ve dezenfeksiyon hastalığın sağlam kişilere bulaşmasını önler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Önemli Hastalık Kavramı   C.tesi Ocak 17, 2009 3:30 am

Önemli hastalık kavramı kişilere ve toplumlara göre farklılık gösterir. Önemli hastalık kişiye en çok rahatsız eden ve ölüme götüren hastalıktır. Toplum için önemli hastalık ise o toplumda sık görülen ve topluma en çok zarar veren hastalıktır. Kısaca toplumda en çok görülen, en çok öldüren ve en çok saka bırakan hastalıklara önemli hastalık denir. Verilen tanımdan da anlaşıldığı gibi her toplum için önemli hastalık değişmektedir. Önemli hastalıklar ülkelere göre de değişir. Bu amaçla toplumlarda görülen önemli hastalıklar belirlenerek buna göre sağlık hizmetleri sunulması büyük önem taşır. Toplumda sık görülen hastalıkla mücadele için kişilerin sağlık düzeylerinin yükseltilmesi gerekir. Hastalığın toplumdaki genel durumu hakkında bilgi, hastalığın hızının belirlenmesiyle tespit edilir. Hastalığın hızı, hasta sayısının hastalanabilecek toplum bireylerinin sayısına bölünmesiyle bulunur. Önemli hastalık kavramı içinde "en çok görülen", "en çok öldüren" ve "en çok sakat bırakan" hastalıkları kısaca açıklayalım.


En çok görülen hastalıklar: En çok görülen hastalık yaşlara göre farklılık gösterir. Ülkemizde çocukluk çağında en çok görülen hastalıklar; solunum yolları hastalıkları, ishal, idrar yolları enfeksiyonlarından kaynaklanan hastalıklar, kızamık, beslenme bozuklukları, orta kulak enfeksiyonları vb.dir. İleri yaşlarda en çok görülen hastalıklar ise kanserler, kalp rahatsızlıkları, verem, sarılık vb.dir.

En çok öldüren hastalıklar: En çok öldüren hastalık da toplumlara ve yaşlara göre farklılık gösterir. Ülkemizde bebeklik ve çocukluk döneminde en çok öldüren hastalıklara örnek olarak ishal, zatürree, yenidoğan dönemi hastalıkları ve beslenme bozuklukları verilebilir. Yine ülkemizde ileri yaşlarda en çok öldüren hastalıklara örnek olarak şeker hastalığı, kalp hastalıkları, kanser, yüksek tansiyon ve damar sertliği verilebilir.

En çok sakat bırakan hastalık: Ülkemizde çocukluk döneminde en çok sakat bırakan hastalıklar, çocuk felci ve doğum sırasındaki güçlüklerden dolayı oluşur. Yine akraba evlilikleri nedeniyle de sakat çocuklar doğmaktadır. Yetişkinlerdeki sakat kalmalar genellikle iş, trafik ve ev kazaları sonucu meydana gelir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Kızamık   C.tesi Ocak 17, 2009 3:30 am

Çocukluk çağı hastalıklarından önemli olanlardan bazıları; kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, boğmaca, difteri, kızıl ve çocuk felcidir. Çocukluk çağında görülen hastalıklardan çocukları korumak için yapılması gereken ilk uygulamalardan birisi aşılamadır. Zamanında yapılan aşılar sayesinde yukarıda sayılan hastalıklara karşı önceden koruma sağlanır. Eğer çocuklar bu hastalıklardan korunmaz ve zamanında tedavi edilmez ise kalıcı sakatlıklar meydana gelir. Hastalığın ilerleyen evreleri ölümle de sonuçlanabilir. Çocukluk dönemi hastalıklarından kızamık hastalığını inceleyelim.

Kızamık: Bulaşıcı bir hastalık olan kızamığın etkeni kızamık virüsüdür. Kuluçka süresi yaklaşık olarak 7-14 gün kadar olup genellikle ilkbahar ve sonbaharda sık görülen bir hastalıktır. Kızamığım genel belirtileri; ateş, nezle, öksürük, kızamığa özü olan döküntüler görülmesidir. Kızamık hastalığı, bir kaç yılda bir salgınlar (epidemiler) meydana getirir. Kızamık hastalığı kuluçka döneminden sonra farklı bir seyir izler. Önce nezle dönemi (prodromal dönem) daha sonra döküntü ve nekahet (toparlama) dönemleri meydana gelir.Aynı zamanda boğazda kırmızı lekeler oluşur. Boğazda kırmızı lekelerin oluşmasından yaklaşık 12 saat sonra gözlerde sulanma ve burun nezlesi meydana gelir. Ateşten sonra yanağın iç kısımlarında grimsi beyaz lekeler oluşur. Bu lekelere koplik lekeleri denir. Koplik lekelerin oluşması kızamık teşhisi için kesin belirtidir. Koplik lekeler döküntüden sonraki iki gün içinde kaybolur. Döküntü dönemi ateş oluştuktan 3-5 gün sonra başlar. Ateş oluştuktan 3-5 gün sonra başlayan döküntüler önce kulak arkasından dökülmeye başlar. Buradan yüze ve bütün vücuda yayılır. Döküntüler kabarık kırmızı lekeler şeklinde olup hafif kaşıntı yapar. Döküntü, başlamasından itibaren yaklaşık 3-4 gün kadar sürer.Nekahet (toparlanma) döneminde ateş düşer. Döküntü ilk başladığı yerden itibaren sona ermeye başlar. Bu sırada ince bir kepeklenme meydana gelir.



Kızamıktan korunma: Hastalıktan korunmak için önceden kızamık aşısı yaptırılmalıdır. Kızamık aşısı 12-15 aylık çocuklara bir defa uygulanır. Çocuğa yapılan bu aşı ömür boyu bağışıklığın oluşmasını sağlar. Bulaşıcı bir hastalık olan kızamıktan korunmanın bir diğer yolu ise hasta kişilerle temas etmemektir. Kızamık bulaşıcı bir hastalık olduğundan en yakın sağlık kuruluşuna haber verilmelidir. Böylece hastalığın salgın yapması önlenir. Kızamık hastası çocukların okula gönderilmemesi gerekir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Kızamıkçık   C.tesi Ocak 17, 2009 3:36 am

Virütik bir hastalıktır. Kuluçka süresi 2-3 hafta kadardır. Hastalık virüslerinin bulaşması sonucu kızamıkçık virüsünü taşıyan havanın solunumla alınmasıyla olur. Kızamıkçığın tipik belirtileri kırmızı lekeler ve hafif ateştir. Aynı zamanda lenf bezlerinde büyüme de görülür. Kızamıkçığım tipik belirtisi olan kırmızı lekeler görüldüğü yerde yaklaşık bir gün kalır ve daha sonra kaybolur. Bütün vücutta görülmesi süresi ise yaklaşık 2-3 gün kadardır. Kızamık hastalığında olduğu gibi kızamıkçığın da bir defa meydana gelmesi ömür boyu bağışıklığın oluşmasını sağlar. Kızamıkçıktan korumak için karma aşı yapılır.

Karma aşı ise kızamıkçık, kabakulak ve kızamık aşısı birlikte yapılmış olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Kızıl   C.tesi Ocak 17, 2009 3:36 am

Önceleri çok yaygın olan ancak günümüzde daha az görülen bakteri kaynaklı bir hastalıktır. Hastalığın tipik belirtileri ateş, kusma, boğaz yanması, göğüste ve boyundaki kırmızı lekelerin oluşmasıdır. Hastalığın etkisiyle dil kırmızılaşır ve çilek görünümünü alır. Kızıl hastalığına yakalanmış kişiler bol sıvı almalıdır. Ayrıca yatak istirahatı gereklidir. Tedavi sırasında hekimin önerdiği ilaçları kullanmalıdır. Kızılın aşısı yoktur. Bu nedenle korunmada sağlam kişilerin hastayla temas etmemesi büyük önem taşır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Boğmaca   C.tesi Ocak 17, 2009 3:37 am

Kızamık, kızıl, ve kızamıkçıkta açıklamaya çalıştığımız hastalıklardan farklı olarak boğmaca bakterilerin neden olduğu bir hastalıktır. Boğmacanın belirtileri hapşırma, burunda tıkanıklık ve tahriş, vücutta kırgınlık, iştahsızlık, kuru öksürükler, boğulma şeklinde olan tipik boğmaca öksürüğüdür. Boğmaca mikrobu havadaki mikrobun solunum sırasında alınması (damlacık enfeksiyonu) ve enfekte eşyalarla geçer. Hastalığın kuluçka süresi 7-15 gündür. Kuluçka döneminden sonra hastalık kuru, kısa ve artan öksürükle kendini gösterir. Boğmaca üç evrede gerçekleşir. Nezle evresi denilen ilk evre, gece artan öksürüklerle başlar. Bu evrede hasta nezle olabilir. Nezle evresi yaklaşık olarak iki hafta kadar sürer. Bu evreden sonra nöbetler şeklinde öksürük görülür. Öksürüğün şiddeti nedeniyle hasta kızarır ve morarır. Göz kapakları yüzü şişerken gözleri de kılcal damarların kanlanması nedeniyle kırmızıdır. Öksürük sırasında balgam çıkarma ve kusma olayları meydana gelebilir. Nöbet evresi denilen bu evre yaklaşık olarak iki hafta kadar devam eder. Bu süre sonunda öksürük nöbetleri azalır. Nekahet dönemi denilen bu evrede hastalığın bulaşıcı özelliği kaybolur. Bu evre yaklaşık olarak bir veya iki hafta sürer.



Hastalığın tedavisinde hekimin, doktorun önerdiği ilaçlar kullanılır. Ayrıca hastanın odasının temiz ve nemli olması gerekir. Hastalıktan korunmak için karma aşı yapılır. Karma aşı boğmaca, difteri ve tetanos aşılarını kapsar. Karma aşı doğumdan sonraki ilk 2-3 aydan sonra yaptırılır ve belli aralıklarla üç defa tekrarlanır. Bir yıl sonra tekrarı (rapel) yapılır. Korunmada dikkat edilecek bir diğer nokta ise boğmacalı çocukların bulunduğu ortamlara diğer çocukları götürmemektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Difteri (Kuşpalazı)   C.tesi Ocak 17, 2009 3:37 am

Kuşpalazı olarak da bilinen difteri, boğmaca hastalığı gibi bakterilerin neden olduğu bir hastalıktır. Bulaşıcı ve ateşli bir hastalık olan difteri zaman zaman salgınlar meydana getirir. Bulaşması doğrudan temasla olduğu gibi aksırıkla, öksürükle etrafa yayılan mikropların bulaştığı eşyalara dokunulması ve süt gibi besinlerin içilmesiyle olur. Difteri besilinin toksinleri bütün vücuda zarar verir. Özellikle kalp, sinirler ve böbreklere olan zararları daha çoktur. Kuluçka süresi yaklaşık 1-10 gün kadardır. Difteri bulaşıcı bir hastalık olduğu için en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek gerekli tedavi yaptırılmalıdır. Tedavi için bu hastalığa özel serumlar ve antibiyotik uygulanır. Hastalığın tedavisi için yatak istirahatı gereklidir. Hastalık bulaşıcı olduğundan sağlam kişilerden tecrit edilmesi gerekir.




Hastanın eşyaları için dezenfeksiyon uygulanmalıdır. Difteriden korunmak için bu hastalık için hazırlanmış olan aşı yaptırılmalıdır. Difteri aşısı bebeklik döneminde uygulanmalıdır. Daha önce de açıkladığımız gibi bebeklere uygulanan karma aşı ve içinde difteri aşısı da bulunmaktadır. Difteri aşısı doğumdan sonraki iki aylık bebeklerde üç kez belli aralıklarla uygulanır. Daha sonra uygun aralıklarla kuvvetlendirici aşı yapılır. Düzenli yapılan aşılar sayesinde çok yüksek oranda korunma sağlanır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Su Çiçeği   C.tesi Ocak 17, 2009 3:38 am

Kızamık ve kızamıkçık gibi suçiçeği de virütik bir hastalıktır. Suçiçeğinin tipik belirtileri kaşıntılı kırmızı lekeler ve ateştir. Ayrıca ateşle birlikte halsizlik de görülür. Suçiçeği lekeleri kırmızı kabarcık şeklindedir. Bu lekeler vücutta en çok yüz, baş, göğüs ve sırt bölgelerinde görülür. Kırmızı kabarcıklar, yaklaşık olarak iki gün sonra sıvı ile dolar. Sıvı dolan bu lekeler daha sonra patlar ve kabuk bağlar. Lekelerin kabuk bağlamasından yaklaşık olarak 1-2 hafta sonra kabuklar dökülmeye başlar.


Su çiçeğinin bulaşması sıvı toplayan lekelerin patlaması sırasındaki temas ve hastalık virüsünü taşıyan zerreciklerin solunumuyla olur. Suçiçeğinden korunmak için hastadan lekeler kabuk bağlayıncaya kadar uzak durmak gerekir. Hastalığın yayılmasını önlemek için hastanın diğer insanlarla temasının kesilmesi en doğru yoldur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Çocuk felci (polio)   C.tesi Ocak 17, 2009 3:38 am

Çocuk felci bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni polio virüsüdür. Hastalık ani olarak başlar çok kısa sürede omurilik ve beyin köküne yerleşerek felçlere neden olur. Çocuk felci genellikle yaz aylarında görülür. Bulaşma, besinlerle ve eşyalarla olur. Kuluçka dönemi 5-35 gün kadardır. Ortalama olarak ise iki haftadır.



Çocuk felcinin belirtileri ateş, baş ve boğaz ağrısı, bulantı ve kusma, kas spazmları, titremeler, huzursuzluk, kol ve bacak gibi organlarda felçlerin görülmesidir. Hastalığın iskeletteki şekil bozukluklarına göre, tedavi için uygun pozisyonda yatak istirahatı yapılmalıdır. Hastalıktan korunmak için çocuk felci aşısı yaptırılmalıdır. Çocuk felci aşısı iki ayını dolduran bebeklere ağızdan aralıklı olarak uygulanmasıyla tam bir korunma sağlanır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları   C.tesi Ocak 17, 2009 3:39 am

Burun, yutak, gırtlak ve bronşların enfeksiyonuna genel olarak üst solunum yolları enfeksiyonları denir. Üst solunum yollarının enfeksiyonu sonucunda nezle, grip, fenenjit, larenjit ve bronşit gibi hastalıklar oluşur. Üst solunum yolları hastalıkları genelde üşütmeyle birlikte meydana gelir. Üst solunum yolları hastalıklarının genel belirtileri şunlardır. Ateş, halsizlik, vücutta genel bir kırgınlık, baş ağrısı, üşüme, öksürüktür. Üst solunum yollarının enfeksiyonu, solunum sırasında havadaki mikroplu taneciklerin alınmasıyla meydana gelir. Ayrıca üst solunum yolları hastalıklarına yakalanmış olan hastaların havlu, mendil, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalarıyla da bulaşır.



Üst solunum yolları hastalıklarının etkeni genelde virüslerdir. Bu nedenle gelişi güzel ilaç kullanmak yerine hekimin, doktorun önerdiği ilaçlar kullanılarak yeterince dinlenilmelidir. Hastalık sırasında genel bir halsizlik ve kırgınlık olduğunda hastanın iyi bir şekilde dinlenmesi büyük önem taşır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Zatürree   C.tesi Ocak 17, 2009 3:39 am

Pnömoni olarak da bilinen zatürree hastalığını, kısaca akciğerlerin iltihaplanması olarak tanımlayabiliriz. Bebek ve yaşlı ölümlerinde zatürree nemli bir yer tutar. Bir başka ifadeyle zatürree öldürücü bir hastalıktır. Beş yaşın altındaki çocuk ölümleri, ülkemizdeki tüm ölümlerin yarısını oluşturur. Bu çocuk ölümlerinin en önemli nedeni ise zatürredir. Zatürree genellikle her yaştaki insanlarda görülür. Ancak çocuk ve yaşlılarda zatürree hastalığının seyri daha ağırdır. Zatürreeyi hazırlayıcı edenlerin başında soğuk (üşütme) gelir. Ayrıca soğukla birlikte beslenme bozuklukları da zatürreenin oluşmasında hazırlayıcı nedenlerdendir. Zatürreenin oluşmasına neden olan etkenler çeşitlilik gösterir. Zatürreenin etkenleri arasında virüsler, bakteriler, bağırsak parazitleri, akciğerlere kaçan yağlı maddeler vb. sayılabilir. Hastalığın oluşması için zatürreeye neden olan etkenlerin akciğerlere ulaşması gerekmektedir. Hastalık etkenlerinin akciğere ulaşması farklı yollarla olur. Hastalık etkenlerinin akciğere bulaşma yolları;



Damlacıklarla: Hasta kişilerin öksürük, aksırık ve konuşma sırasında, havaya karışan mikroplar damlacıklar şeklinde sağlam kişinin solunumu sırasında bulaşır.
Hava yoluyla: Hasta kişiyle aynı ortamda yapılan solunum sırasında, havadaki hastalık mikrobunun akciğerlere ulaşmasıyla bulaşır.
Zatürreeye neden olan hastalık etkenlerinin havlu, mendil, bardak vb. eşyalara bulaşması ve bunu da sağlam kişilerin kullanmasıyla bulaşır. Parazitlerin neden olduğu zatürreede ise bulaşma kirli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sırasında olur. Hastalık etkeninin vücudun herhangi bir bölgesinden dolaşım yoluyla akciğerlere taşınmasıyla da hastalık oluşur. Yukarıda sıraladığımız bulaşma yollarından herhangi biri zatürree oluşmasına neden olabilir. Zatürree oluştuğunu gösteren genel belirtililer; ateş, öksürük, solunum güçlüğü, burun kanatlarının solunuma katılması, kaburga arası kaslarda çekilme, iştahsızlık, bebeklerde emme güçlüğü ve huzursuzluk sürekli ağlamadır.



Diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi zatürreeden korunmak için de yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması gerekir. Özellikle bebeklerin beslenmesinde anne sütü hastalıktan korunmada büyük önem taşır. Zatürreeden korunmak için yeteri ve dengeli beslenmenin yanında; kişinin temizlik kurallarına uyması gerekir. Özellikle kış aylarında kapalı ve karanlık ortamlarda bulunmamalıdır. Okul, kışla, pansiyon vb. kalabalık yerlerde hastalık mikrobu taşıyanların en kısa sürede tedavileri yapılmalıdır. Aksi takdirde hastalık hızıyla yayılır. Kızamık sonunda zatürreenin oluşması ihtimali oldukça yüksektir. Dolayısıyla kızamık tedavisi zamanında ve etkili bir şekilde yapılmalıdır. Boğmaca ve tüberküloz aşıları çocuklarda zamanında yaptırılmalıdır. Böylece çocuğun vücut direnci artacağından zatürree riski azalır. Daha önce de açıkladığımı gibi zatürree çocuk ve yaşlılarda daha çok görülür. Zatürreeye yakalanma riski; Beslenme bozukluğu, kansızlık vb. durumları olanlarda, düşük hayat standardı nedeniyle sağlıksız evlerde hayatını sürdüren kabalık ailelerde, üst solunum yolları hastalıklarında, kızamık ve geçirenlerde daha yüksektir. Zatürree tedavisinin doktorunun önerilerinin yanında; Hastaya bol bol sıvı verilmeli, anne sütüyle beslenmeye devam edilmeli, hasta odasının temiz, nemli ve havadar olmasına özen gösterilmelidir. Hastasının odasında kesinlikle sigara içilmemelidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: İshal   C.tesi Ocak 17, 2009 3:40 am

Dışkılama sayısının artarak, dışkının sulu halde atılmasına ishal denir. İshalde dışkının görünümü değişebilir. Dışkı sulu, kanlı, yeşil vb. görünüm alır. İshal, teşhis ve tedavisi kolay bir hastalık olmasına rağmen çocuklarda hala çok fazla ölüme neden olmaktadır. İshal oluşmasının bir çok sebebi vardır. Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
- İshal yapan mikroorganizmaların kirli su ve besinlerle ağız yoluyla alınmasıyla,
- Mikropların zehirleriyle bulaşmış besinlerin alınmasıyla,
- Bebeklerdeki beslenme hatası nedeniyle,
-Çocuklarda bağırsak dışı enfeksiyonların eşik etmesiyle (nezle, zatürree vb),
- Bazı ilaçların yan etkileriyle,
- Bağırsak kurtların nedeniyle,
- Aşırı korku ve heyecan gibi faktörler ishal oluşmasının başlıca nedenleri arasındadır.


İshal hemen her yaş grubunda çok görülen bir hastalıktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi özellikle çocuklarda çok öldüren bir hastalıktır. Genellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık görülür. Bu yaş grubundaki ishal ölümleri diğer yaş grubundaki çocuklara göre daha fazladır. İshalin öldürücü bir hastalık olmasının nedeni vücudun ishal sırasında su ve tuz kaybetmesidir. İshal sırasında su ve tuz kaybının belirtilerinin bazıları; halsizlik, huzursuzluk, şuur kaybına neden olabilecek bir dalgınlık, göz yuvarının çukura kaçması, ağızdaki normal ıslaklığın kaybolarak ağzın kuruması, deri esnekliğini kaybeder. Normalde karın derisi tutulup kaldırıldığında eski durumunu aldığı halde ishalli durumda eki halini almadan bir süre buruşuk kalması, idrar miktarının azalması, nabzın zayıflaması ve sayı olarak artmasıdır. İshal özellikle çocuklarda öldürücü bir hastalık olduğundan en kısa sürede tedavi edilmesi gerekir. İshal tedavisinde yapılacak ilk iş ishal sırasında kaybedilen su ve tuzları en kısa sürede yerine koymaktır. İshal hastasına, hekime götürülünceye kadar bol miktarda kaynatılarak soğutulmuş su verilmelidir. İshal sırasında hekime baş vurulmadan kesinlikle ilaç kullanılmamalıdır.

İshal tedavisi için sağlık kuruluşlarından ve eczanelerden kolayca sağlanabilen ishal paketlerinden faydalanılabilir. Sağlık personeline danışılarak, önerileri doğrultusunda ishal paketlerinden özel sıvı hazırlanarak kullanır. İshal poşetlerinin bulunamadığı durumlarda aynı ünite içinde beslenme başlığında açıkladığımız gibi evde ishal için sıvı hazırlanarak kullanılır. Yukarıda açıkladığımız gibi ishal hastasının kaybettiği su ve tuzun en kısa sürede tamamlanması gerektiğinden hastanın beslenmesi büyük önem taşır. Eğer ishal hastası çocuk ise ve anne sütüyle besleniyorsa diğer bir ifadeyle hasta emen bebek ise anne sütüne devam edilmelidir. Anne sütü dışındaki besinlerle beslenen çocuklara pirinç lapası, ayran, yoğurt, çay, patates püresi, şeftali, elma, havuç suyu ve püresi verilmelidir. Tuzlu ayran içilmesi ve su ve tuz kaybı açısından oldukça önemlidir. Buraya kadar yapılan açıklamalardan sonra ishalden korunma yollarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
- İshalden korunmada yapılacak ilk iş temizlik kurallarına uymaktır.
- Eller her tuvaletten sonra hiç bir yere dokundurulmadan bol sabunlu suyla yıkanmalıdır.
- Meyve ve sebzeler tüketilmeden önce bol suyla yıkanmalıdır.
- İçme sularının temizliğine dikkat edilmelidir.
- İçme suyunun karşılandığı kuyular tuvaletlerden uzak olmalıdır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Hepatit, Hepatit A, Hepatit B   C.tesi Ocak 17, 2009 3:40 am

Sarılık olarak da bilinen hepatit, virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hepatit virüsü karaciğerde enfeksiyona neden olan tehlikeli bir hastalıktır. Karaciğerde enfeksiyona neden olan hepatitin farklı türleri vardır. Yaygın olarak görülen hepatit tipleri, hepatit A ve hepatit B dir. Bu iki hepatiti daha iyi anlamak için daha derin açıklayalım.

Hepatit A: Hepatit hastalığı içinde en fazla bulaşıcı olan türdür. Hastalık virüsü pis sebze, meyve ve içme sularının tüketilmesi sırasında bulaşır. Yaklaşık olarak kuluçka süresi 15-30 gün olan hastalık virüsü, ağız yoluyla sindirim sistemine ulaşır. Sindirim siteminde çoğalan sarılık virüsü buradan karaciğere geçer. Karaciğere geçen virüs karaciğerin enfeksiyonuna yol açar. Hepatit A genellikle çocuklarda sık görülür. Özellikle sonbahar ve ilk baharda salgınlara neden olur. Hastalığın belirtilerinden bazıları ateş görülmesi, iştahsızlık, yorgunluk, halsizlik ve bitkin düşme, karın ağrısıyla birlikte bulantı ve kusma, gözün akında ve ciltte sarılığın görülmesi, idrarın rengini değişerek çay rengini almasıdır. Hepatit sırasında hastalığın özelliğinden dolayı beslenme büyük önem taşır. Hastalığın başlangıç döneminde yağlı besinler tüketilmemelidir. Hastanın beslenmesinde yağsız et, meyveler, sebzeler ve şekerli gıdalar kullanılmalıdır. Hepatit A'nın ilaç tedavisi yoktur. Hastaların çoğu 1-2 haftalık sürede iyileşir. Hepatit A'dan korunmak için hasta ile temasta olanlara "gamma globolin" uygulanmaktadır. Ancak hastalığın oluşması durumunda genellikle etkisiz kalmaktadır. Hastalıktan korunmak için; Su ve diğer besinlere hepatit A virüsünün bulaşması önlenmelidir. Kireç kaymağı ile tuvaletler ilaçlanmalıdır. Salgınların görülmesi durumunda içme suları kesinlikle kaynatılmalı ve daha sonra içilmelidir. Sebze ve meyveler iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.


Hepatit B: Sarılığın bu tipine hepatit B virüsü neden olur. Bir çok özelliği bakımından hepatit A'dan farklılık gösterir. Bu farklılıkları aşağıdaki gibi açıklayabiliriz.
- Hepatit A'nın kuluçka süresi 15-40 gün kadarken Hepatit B'nin kuluçka süresi yaklaşık 21-135 gündür.
- Hepatit A genellikle çocuklarda görülürken, hepatit B her yaştaki insanlarda görülür.
- Hepatit A genelde ilkbahar ve sonbaharda görülerek salgınlar yapmasına karşılık hepatit B her mevsimde görülebilir.
- Hepatit B'de karaciğerin zarar görme riskinin yüksek olması nedeniyle hepatit A'ya göre çok daha tehlikelidir.
- Hepatit B'nin bulaşma yolları da hepatit A'ya göre farklılık gösterir. Hepatit A kirli besinlerde ağız yoluyla bulaşmasına karşılık hepatit B'nin bulaşması; kan nakli sırasında, hepatit B bulaşmış şırınga, diş aletleri ve cerrahi araçların kullanılmasıyla, uyuşturucu kullananlarda aynı şırıngaları birden fazla kişilerin kullanmasıyla, hastalık virüsü taşıyanlarla cinsel temasta bulunulmasıyla olur.



Hastalığa yakalanma riskinin fazla olduğu bir grup da sağlık alanında çalışanlardır. Sterilizasyona özen gösterilmemesi durumunda hastane personelinin hepatit B'ye yakalanma riskleri fazladır. Hepatit B'nin belirtileri hepatit A ile hemen hemen aynıdır. Hepatit B'de; hafif ateş derinin sararması, bulantı, küsme, kil rengindeki dışkı, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtiler görülür. Beslenme kuralları bakımından hepatit A'daki beslenme kurallarına uyulmalıdır. Hastalığın tedavisinde istirahat büyük önem taşımaktadır. Tehlikeli bir hastalık olan hepatit B'de tam iyileşme gerçekleşebileceği gibi ani ölümler de meydana gelebilir. Bazen kronikleşir. Hepatit B bazen yıllar sonra siroza ya da karaciğer kanserine neden olabilir. Hastalık klinik olarak iyileşmesine karşılık hepatit B virüsü kanda varlığını sürdürür. Bu kişiler hepatit B taşıyıcısıdır. Taşıyıcı olan bu insanlardan kan nakli yapılmaz. Çünkü bu insanlar sağlam görünüşlü olmalarına rağmen hastalık taşıyıcısıdırlar. Hepatit B'den korunmak için;
- Kan nakillerinde test edilmemiş kan kullanılmamalıdır.
- Bir defa kullanılan enjektörler atılmalıdır.
- Cerrahi müdahalelerde kullanılan araçlar çok iyi sterilize edilmelidir.
- Düzenli bir aile hayatı (tek eşlilik) yaşanmalıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Verem   C.tesi Ocak 17, 2009 3:41 am

Verem hastalığı bakteriyel bir hastalıktır. Hastalık etkeni Robert Koch (Robert Koh) tarafından keşfedilmiştir. Keşfedenin isminden dolayı verem etkeni koch besili olarak bilinir. Bulaşıcı bir hastalık olan veremin etkeni verem basili olmasına karşılık hastalığın oluşmasını hazırlayan bir çok faktör vardır. Verem oluşmasına etki eden faktörler arasında en önemlisi kötü beslenmedir. Bunun temel nedeni ise ekonomiktir. Ekonomik yetersizlik kötü beslenme, sağlıksız barınak vb. durumları beraberinde getirir. Ayrıca alkol bağımlılığı ve temizlik kurallarına uyulmaması da veremi kolaylaştırıcı etki yapar. Veremin vücutta görüldüğü organların başında akciğerler gelir. Ancak akciğer veremin yanında kemikler, böbrekler ve eklemler gibi organlarda da verem görülür. Verem bir çok organda görüldüğünden her verem tipinin belirtileri organa göre değişir. Ancak en yayın verem türü olan akciğer veremi üzerinde durulacaktır. Akciğer vereminin tipik belirtileri arasında; başlangıçta hafif ateş ve öksürük, daha sonraları halsizlik ve yorgunluk, gece terlemeleri, ara sıra kanlı balgamla birlikte görülen öksürük, göğüs ağrıları sayılabilir.


Verem basilinin bulaşması genellikle solunum sırasında alınan hava ile olur. Verem hastasının öksürmesi sırasında verem basili havada damlacıklar şeklinde sağlam kişiye solunum sırasında bulaşır. Verem basilinin havada uzun süre asılı kalması aynı ortamdaki çok sayıda kişinin hastalık etkenini almasına neden olur. Verem basilinin uzun süre havada asılı kalmasından dolayı kapalı ortamlar (sinema, kahvehane vb.) da kalanların hastalık basilini solunumla alma oranı oldukça yüksektir. Güneş ışınları bir kaç saat içinde verem basilini öldürür. Bu nedenle odaların sık sık güneşlendirilmesi gerekir. Güneş ışığı görmeyen loş kahvehaneler, barlar, sinemalar vb. yerlerde verem basili uzun süre canlılığını koruyabilir. Dolayısıyla havasız ve loş olan bu yerlerde verem basilinin bulaşmasının daha kolay olması nedeniyle dikkatli davranılmalıdır. Verem basili hava yolu ile bulaştığı gibi aynı hastalığı taşıyan ineklerin sütlerinin içilmesi de veremin bulaşmasına neden olur. Ülkemizde son yıllarda verem sayısında dikkate değer bir artış görülmüştür. Veremdeki artış özellikle gençler arasında daha fazladır. Gençlerde verem sayısının artmasının en önemli nedenleri saplıksız beslenme be kapalı ortamlarda uzun süre kalmalarıdır. Gençler arasında düzenli bir beslenmenin olmaması vücudun direncini düşürdüğünden hastalığa yakalanma kolaylaşır.



Verem hastalığının teşhisi için klinik muayene, röntgen ve laboratuvar tahlillerinin yapılması gerekir. Verem hastalığında erken teşhis oldukça önemlidir. Çünkü bir verem hastası erken teşhis edilmediği zaman çok sayıda kişiye hastalığı bulaştırır. Ayrıca hastalığın ilerleyen evrelerinde tedavi de güçleşir. Tedavide başarı için erken teşhisin büyük önemi vardır. Erken teşhis edilen veremin günümüzde ilaçla tedaisi etkin bir şekilde yapılmaktadır. Veremin tedavisi diğer hastalıklara göre daha uzun bir süreyi kapmaması nedeniyle doktor tarafından verilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır. Ayrıca hasta düzenli aralıklarla doktor kontrollerini yaptırmalıdır.

Bulaşıcı bir hastalık olan veremden korunmak için;
- Yeterli ve dengeli beslenilmelidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi düzensiz beslenme veremin oluşmasının hazırlayıcı faktörüdür.
- Korunmada erken teşhis oldukça önemlidir. Hastalığın başarılı tedavisi için erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Erken teşhis için geniş kitleleri kapsayan verem taramaları yaptırılmalıdır.
- İçinde yaşadığımız ortamlar (ev, işyeri, okul vb.) sık sık havalandırılmalı ve güneşlendirilmelidir.
- İçtiğimiz sütlerin veremli bir ineğe ait olabileceği düşünülerek iyice kaynatılmalıdır.
- Verem hastasıyla temastan ve aynı ortamda bulunmaktan kaçınılmalıdır.
- Sosyoekonomik yönden ailelerin hayat seviyeleri yükseltilmelidir.
- En etkin korunma BCG aşısı yaptırmakla olur. BCG aşısı bebeklerin doğumundan sonra yapılır. Böylece vereme karşı korunma sağlanmış olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Sıtma   C.tesi Ocak 17, 2009 3:41 am

Genel Sağlık Bilgileri bölümü

| Sıtma |

Sıtma hastalığı da bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın etkeni plazmodium parazitidir. Sıtma bulaşıcı olmasının yanında aynı zamanda ateşli bir hastalıktır. Hastalığın bulaşması anofel cinsi sivrisineğin dişisi tarafından gerçekleştirilir. Hastalık etkeni olan plazmodiumları taşıyan insanların kanını emen sivrisinekler kanla birlikte plazmodiumları da alır. Parazit üreme evresinin bir kısmını sivrisinekte geçirerek çoğalır. Çoğalan parazitler sivrisineği tükrük bezlerine yerleşir. Parazitleri taşıyan sivrisinek başka bir insanı ısırdığında hastalık etkenini sağlam kişiye bulaştırmış olur. Sıtmanın kuluçka süresi 10-15 gün kadar olduğundan bu süre sonunda hastalık belirtileri görülmeye başlar. Kuluçka süresinin dolmasından sonra görülen hastalık belirtileri içinde en tipik olanı sıtma nöbetleridir. Sıtma nöbetleri sırasında hastada üşüme ve titreme ile birlikte yüksek ateş görülür. Bu nöbetler 48-72 saat arasında tekrarlanır. Bu nöbetler, hastalık etkeninin kana yayıldığını gösterir. Sıtma hastalığında hastalık etkeni parazitin alyuvarları parçalaması nedeniyle kansızlık durumu da meydana gelir. Sıtma sırasında dalakta büyüme olduğundan karın şişer. Hastalığın teşhisi için parmaktan kan alınarak yayma preparat hazırlanır. Daha sonra hazırlanan reparat mikroskopta incelenerek hastalığın teşhisi yapılır. Teşhis edilen sıtma hastalığının tedavisi hekim ve doktorlar tarafından ilaçla yapılır.




Sıtma hastalığından korunmak için yapılması gerekenlerden bazıları şöyledir;
- Sıtmada birincil koruma hasta insanların teşhis ve tedavisinin yapılması ile sağlanır.
- Sıtmada ikincil koruma, sıtma parazitinin taşınmasını sağlayan sivrisineklerle etkin bir şekilde mücadele edilmesiyle sağlanır. Sivrisineklerle mücadelede ilaçlamanın yanında biyolojik bir mücadeleye de büyük önem verilmelidir. Sivrisinekler bataklıklarda ürediği için bu ortamların kurtulmasına da başvurulmalıdır.
- Yaygın olara sıtmanın görüldüğü yerlerde, gerektiğinde koruyucu ilaç kullanılmalıdır.
- Sıtmanın görüldüğü bölgelerde açıkta yatılmamalıdır. Yatarken cibinlik kullanılmalıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Kuduz   C.tesi Ocak 17, 2009 3:42 am

Bulaşıcı bir hastalık olan kuduzun etkeni virüstür. Kuduz virüsü kedi, köpek, kurt, çakal, yarasa vb. yaban hayvanları tarafından insanlara bulaştırılır. Kuduz aslında bir hayvan hastalığıdır. Hastalığı taşıyan hayvanların insanları ısırmasıyla salyalarındaki kuduz virüsünü insanlara bulaştırırlar. Kuduz sinir sistemini tutan ve ölümle sonuçlanan bir hastalıktır. Kuduz virüsünün kuluçka süresi 4-8 hafta kadar olup bu süre sonunda hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Kuduz belirtileri; ateş, baş ağrısı, sinirlilik ve huzursuzluk, terleme, su içme sırasında boğaz kaslarında kasılma, sudan korkma, tükürüklerin yutulamaması nedeniyle salyanın akması gibi belirtiler görülür. Hastalığın ilerleyen evrelerinde korku başlar. Felçler meydana gelir. Havale görülür. Sonunda ise hasta komaya girer ve ölür.


Herhangi bir hayvan ısırığında kuduzdan şüphe edildiğinde ısırılan bölge bol sabunlu suyla yıkanmalıdır. Isırılan bölgenin sabunlu suyla yıkanmasından sonra vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gidilerek tedaviye başlanılmalıdır. Kişiyi ısıran hayvan yakalanarak kuduz olup olmadığını anlamak için 7-10 gün kadar gözetim altında tutularak izlenir. Bu sırada sağlık bakanlığının "kuduz aşısı talimatına" göre hayvan tarafından ısırılan kişi tedaviye alınır. Kuduz hastalığının ölümcül bir hastalık olduğunu daha önce belirtmiştik. Bu nedenle kuduzdan korunma yolları büyük önem taşımaktadır. Kuduzdan korunmak için;
- Sokaktaki sahipsiz kedi, köpek vb. hayvanlar zararsız duruma getirilmelidir.
- Evlerde beslenilen kedi ve köpek gibi evcil hayvanlar düzenli olarak veterinere kontrol ettirilerek aşıları zamanında yaptırılmalıdır.
- Herhangi bir hayvan ısırığında derhal sağlık kuruluşlarına gidilmelidir.
- Veterinerler, çobanlar, kasaplar vb. meslek grubunda çalışanlar kuduz yönünden risk altında olduklarından koruyucu aşılar yaptırmaları gerekir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: AIDS ve cinsel temasla bulaşan diğer hastalıklar   C.tesi Ocak 17, 2009 3:43 am

Cinsel temasla bulaşan hastalıklardan bazıları frengi (sifiliz), bel soğukluğu (gonore), mantar hastalıkları, trichomonas, uçuk ve AIDS (Acute Ummune Deficiency Syndrome)'dir. Bütün cinsel hastalıklardan korunmanın en nemli yolu güvenli cinsel ilişki ve prezervatif kullanmaktır. Güvenli cinsel ilişkinin ilk şartı ise tek eşliliktir. Cinsel temasla bulaşan hastalıkların mutlaka hekim kontrolünde tedavi edilmesi gerekir. Bu hastalıkların tedavileri hekim tarafından gizli tutulmalıdır. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız genel ifadelerden sonra kısaca bel soğukluğu, frengi ve AIDS hastalıkları üzerinde duralım.

Frengi (sifiliz): Frengi her yaşta görülebilen bulaşıcı bir hastalık olmasına karşılık genellikle 15-30 yaşlarında daha sık görülür. Cinsel temasla bulaşan bu hastalık kırsal kesime göre kentlerde daha çok görülmektedir. Frengi anneye bulaştığında hastalık bebeğe de geçer. Frengili gebelerin bebekleri frengili doğduğu gibi ölü de doğabilir. Frengili doğan bebeklerde ise bir çok anormallikler görülür. Frenginin kuluçka süresi yaklaşık olarak 10 gün ile 10 hafta arasıdır. Bu sürelerden sonra frengi belirtileri görülmeye başlar. Frendi mikrobunun bulaşmasından sonra mikrobun vücuda girdiği bölgelerde şankır denilen yaralar meydana gelir. Hastalığın edilmemesi durumunda ise deride döküntüler oluşur. Ayrıca yanak içinde yaralar meydana gelir. Bu belirtilerin yanında; ateş, halsizlik, dalakta büyüme, kemiklerde harabiyet, saç dökülmesi, eklemlerde su toplanması gibi durumlar oluşur. Frenginin tedavisi hekim kontrolünde hekimin önerdiği ilaçlar (antibiyotikler) kullanılır.




Bel soğukluğu (gonore): Bel soğukluğu cinsel temasla bulaşan bakteriyel bir hastalıktır. Bulaşıcı bir hastalık olan bel soğukluğu genellikle 15-30 yaş grubundaki insanlarda daha çok görülür. Bel soğukluğu hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebilir. Ancak kadınlar genelde taşıyıcıdır. Hastalığın kuluçka süresi kadın ve erkeklerde farklılık gösterir. Erkeklerde kuluçka süresi yaklaşık 2 gün ile 2 hafta arasında değişirken kadınlarda bu süre 1-3 haftadır. Bel soğukluğunun en önemli belirtisi idrar yollarında cerahata benzer akıntının görülmesidir. Ayıca hastalığa ilk yakalanıldığında idrar yollarında yanma hissedilir. Frengide olduğu gibi bel soğukluğu hastalığının tedavisinde hekim önerilerine uyulmalıdır. Tedavi hekim kontrolünde yapılmalıdır. Hastalığın bulaşıcı olması nedeniyle tedavi tamamlanmadan, eşler arasında cinsel temastan kaçınılmalıdır. Cinsel temasla bulaşan hastalıklar zamanında tedavi edilmediği zaman kalıcı rahatsızlıklara yol açar. Bu nedenle hastalıktan korunmak için etkili önlemler alınmalıdır. Cinsel temasla bulaşıcı hastalıklardan korunmak için yapılması gerekenler genel önlemlerden bazıları aşağıdaki gibidir:
- Daha öncede açıkladığımız gibi cinsel temasla bulaşan hastalıklardan korunmak için tek eşlilik şarttır. Tek eşlilik sayesinde güvenli bir cinsel yaşam sağlanır. Güvenli cinsel ilişkinin yanında prezervatif kullanılması da hastalık bulaşmasını önler.
- Evlilik olayında eşlerin sağlık kontrolleri sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıkların varlığı da test edilerek öğrenilmeli, herhangi bir hastalık olması durumunda gerekli tedavi önceden yapılmalıdır.
- Cinsel temasla bulaşan hastalıkların erken teşhis ve tedavisi de korunmada büyük öneme sahiptir.
- Hastalığın tespit edilmesi durumunda zorunlu ilaç tedavisi yapılmalıdır.
- Cinsel temasla bulaşan hastalıkların tedavisi mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.
- Cinsel hastalıklara yakalanma riski taşıyan iş gruplarında çalışanlar düzenli olarak kontrolden geçmelidirler.



AIDS: AIDS edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromudur. Vücudun bağışıklık sistemini çalışamaz duruma getiren AIDS tüm dünyayı ilgilendiren yeni ve yaygın bir sağlık sorunudur. Halen tedavisi yoktur. Vücudun bağışıklık sistemini yok etmesi nedeniyle ölümcül bir hastalıktır. Bağışıklık sisteminin yok olması nedeniyle vücut en küçük bir enfeksiyona bile direnç gösteremez ve hastalık ölümle sonuçlanır. Bulaşıcı bir hastalık olan AIDS hastalığının etkeni HIV (Human Ummune deficiency Virus)'dir. Normal durumda lökositler ve lenfositler vücuda giren mikropları etkisiz duruma getirerek vücudu hastalıklara karşı korur. AIDS hastalığında HIV, lenfositlerin içerisine girerek burada ürer. Daha sonrada lenfositleri öldürür. AIDS'li hastalarda lenfositlerin etkisiz duruma gelmesiyle bağışıklık sistemi zayıf düşer. Böylece değişik enfeksiyonlar ve tümörlerin ortaya çıkışı kolaylaşır. Oldukça tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan AIDS'in belirtilerinden önemli olanları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz. AIDS hastalarında;
- Nedeni belli olmayan uzun süreli yorgunluk,
- Lenf düğümlerinde açıklanamayan şişlik,
- Uzun süren ateş (on günden az olmayan),
- Nedeni açıklanamayan hızlı kilo kaybı,
- Gece terlemeleri, derideki renk bozuklukları,
- İyileştirilemeyen mukaza iltihapları,
- Açıklanamayan öksürük ve boğaz ağrısı,
- Nefes darlığı, sürekli ishal,
- Ağız içinde mantar enfeksiyonu,
- Kolay yaralanma ve açıklanamayan kanama,
- Zihinde karışıklık görülür. Bu aşamadan sonra ise hasta komaya girerek ölür.


Hastalık belirtilerinin görülmesinden sonra teşhis için ELIZA ve Western Blot testi yapılır. AIDS'in bulaşması bir çok yolla olmaktadır. AIDS'in bulaşması cinsel temasla, kan yoluyla ve anneden bebeğe eş (plasenta) yoluyla olur. AIDS bulaşma riskinin en fazla olduğu gruplar; güvenli cinsel ilişkisi olmayanlar, birden fazla kişiyle cinsel ilişkisi olanlar, eş cinsel ilişkisi olanlar, uyuşturucu bağımlıları, kan ürünleri kullanması gerekenler, sağlık personelidir.
AIDS'den korunmak için bulaşma yolları kesilmelidir. Bu amaçla önceden hastalığın cinsel temasla bulaşmasını önlenmesi gerekir. Hastalığın cinsel temasla bulaşmasını önlemek için;
Birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunulmamalı, eş cinsel ilişkilerden kaçınılmalı, şüpheli durumlarda mutlaka prezervatif (kondom, kaput, kılıf) kullanılmalıdır. AIDS'in bulaşması cinsel temasla olduğu gibi kan yoluyla da olur. Kan yoluyla hastalığın bulaşmasını önlemek için tek kullanımlık enjektör ve iğne kullanılmalıdır. Aynı enjektörün tekrar tekrar kullanımı uyuşturucu bağımlılarında daha fazladır. Bu nedenle uyuşturucu bağımlılarında hastalığın bulaşması daha yaygındır. AIDS hastalığının bulaşmasını engellemede; cerrahi aletlerin sterilizasyonuna (mikroptan arındırılma), diş fırçası temizliğine, manikür aletleri kullanan ve kullandıran kişilerin alet temizliğine önem vermeleri gerekir. AIDS hastalığına yakalandığı tespit edilmiş kadınların gebe kalamamaları gerekir. Halen tedavisi ve aşısı bulunmayan tehlikeli bir hastalık olan AIDS konusunda toplumun her kesimi bilgilendirilmelidir. Bu koda bilgisi olanlar yakınlarını uyarmaları gerekir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Paraziter hastalıklar   C.tesi Ocak 17, 2009 3:43 am

Üzerinde yaşadığı canlıya zarar veren canlılara parazit denir. Parazit canlılar, üzerinde yaşadığı canlılara zarar verdiklerinde çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur. Parazitlerin neden olduğu hastalıklara genel olarak paraziter hastalıklar denir. Paraziter hastalıklara neden olan parazit canlılara örnek olarak bağırsak kurtlarını, uyuz böceklerini, bit, pire, ve tahtakurusunu örnek verebiliriz. Paraziter hastalıklar genelde temizlik kurallarına uyulmaması durumunda meydana gelir. Örneğin Bağırsak parazitlerinin bulaşması pis suların bulaşmış olduğu besinlerin yenmesiyle olur. Yine temizliğe gerekli önemin verilmemesi bitlenmelere ve uyuza neden olur. Bağırsak parazitleri beslenme bozukluklarına kansızlığa ve karın ağrılarına yol açar. Bağırsak parazitleri nedeniyle çalışan kişilerde iş gücü düşer. Dolayısıyla da bu durumdan ülke ekonomisi etkilenir zarar görür. Ülkemizde bağırsak kurtlarının çok yaygın görüldüğü de hesaba katılırsa iş gücü kaybının büyüklüğü daha iyi anlaşılır.



Bağırsak parazitlerinden korunmada;
- Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır. Bu amaçla tuvalete girdikten sonra eller bol sabunlu suyla yıkanmalıdır.
- Çiğ olarak tüketilen sebze ve meyveler bol suyla yıkanmalıdır.
- Etler çiğ olarak tüketilmemelidir. Etler iyice pişirildikten sonra yenilmelidir. Özellikle sucuk pastırma ve salam gibi et ürünleri iyice pişirilmelidir. Sağlık kontrolünden geçmemiş et ve et ürünleri tüketilmemelidir.
- Evcil hayvanların bazı parazitleri taşıdığı hesaba katılarak bu hayvanların tüylerine dokunarak sevdikten sonra eller bol suyla yıkanmalıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://alevicumhuriyeti.yetkinforum.com
 
BULAŞICI HASTALIKLARLA İLĞİLİ TEMEL İLKELER
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Alevileriz Biz :: SAĞLIK :: SAĞLIKLI YAŞAM-
Buraya geçin: