Alevileriz Biz

Alevi Yaşantısı
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Farenin Öyküsü
Salı Haz. 23, 2009 10:08 am tarafından Admin

» Yaşam Yaşam
Salı Haz. 23, 2009 8:30 am tarafından Admin

» Ölüm(DE)
Salı Haz. 23, 2009 8:27 am tarafından Admin

» ÇORUM KATLİAMI
Çarş. Mart 25, 2009 2:21 am tarafından Admin

» MALATYA OLAYLARI
Çarş. Mart 25, 2009 2:11 am tarafından Admin

» DERSİM KATLİMAI
Çarş. Mart 25, 2009 2:02 am tarafından Admin

» YAVUZ SULTAN SELİM VE 40 BİN ALEVİNİN KATLİ
Çarş. Mart 25, 2009 1:54 am tarafından Admin

» KOÇGİRİ OLAYI
Çarş. Mart 25, 2009 1:51 am tarafından Admin

» MARAŞ KATLİAMI
Çarş. Mart 25, 2009 1:11 am tarafından Admin

Ortaklar
bedava forum
ALEVİLİK, NE İSLAMIN DIŞINDA NE DE TAM KENDİSİDİR; İSLAMIN, DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR
C.tesi Ocak 10, 2009 7:25 pm tarafından Admin
Ismail Kaygusuz’un Birgün Gazetesi’nde yayinlanmayan söylesisi.
1. Aleviliğin İslam içinde olduğunu söylüyorsunuz, peki aleviliğin islam
dışında olduğunu bir çok yazar kitaplarında belirtiyor ve bunu şamanlara
kadar dayandırıyor siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
2. Aleviliğin doğuşu neden HZ Ali?
3. Aleviliğin etnik kimliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
4. Alevilik din ve kültür arasına sıkışmış durumda mı?
5. Diyanetten beklentileriniz nelerdir?
6. İslamın şartlarını yerine getirmeyen Aleviliğe islam içi demek ne kadar doğru?

ALEVİLİK, NE İSLAMIN DIŞINDA NE DE TAM KENDİSİDİR; İSLAMIN, DİĞER DİNSEL VE FELSEFİ İNANÇLARLA BAĞDAŞTIRMACI BATINİ YORUMUDUR
İsmail Kaygusuz
I. BÖLÜM
1. Aleviliğin İslam içinde olduğunu söylüyorsunuz, peki aleviliğin islam
dışında olduğunu bir çok yazar kitaplarında belirtiyor ve bunu şamanlara
kadar dayandırıyor siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Aleviliğin doğuşu neden HZ Ali?

İki sorunuzu birleştirerek yanıtlamak yerinde olacaktır. Biraz da uzun olacak, bir kaç paragrafla geçiştirilecek gibi değil. Ama önce biz de bir soruyla konuya girmek istiyoruz: Neden Sünniliğin, Şiiliğin tanımlarını yapma ihtiyacı hiçbir şekilde duyulmazken, devlet ve hükümet temsicileri dahil olmak üzere diyanetçisinden, ilahiyatçısından tutunuz da vakıf ve örgüt başkalarına dek yazarı-çizeri herkes Aleviliği tanımlama ve onu bir yerlere oturtma yarışına girdi?
Aleviliğin İslamla, dolayısıyla Kuran’la ve de tanrısal özü taşıdığına inanılan Ali ile ilişkisini kesen; Muhammed peygamberden binlerce yıl önce ortaya çıktığını yazan; hatta Horasan’dan Türklere özgü inanç olarak getirtip Anadolu’da İslamın içine sokan; Alevilerin Allah-Muhammed-Ali ve Ehlibeyti zikretmeleri, dillerinden düşürmemelerinin takiyeden ibaret olduğunu ileri süren görüşlerin tümünü biz, tarihsel bilgilerden zerrece nasip almamış ya da kasıtlı ortaya atılmış görüşler olarak değerlendiriyoruz. Hele bunların bizzat bazı Alevi kitle örgütleri ve vakıflarından gelmiş olmasına akıl sır eresi değil. Öbür yandan Aleviliği Şiilikle birleştirmeğe, Sünniliğe yamamaya çalışanlar da her türlü araçları kullanarak assimilasyonu gerçekleştirme çabasındadırlar.
Oysa Alevilik, Sünnilik ve Şiilik, üçü de İslam dininin birbirinden farklı yorumlarıdır. Ancak Sünnilik ve Şiilik aralarındaki bir çok farklılıklarına rağmen İslam dininin biçimsel, zahiri/dışsal kurallara bağlanmış yorumudur. Yani Kur’an ayetlerinin dışsal yorum ve uygulanmaları biçimsel tapınmalara indirgenerek kurallaştırılıp değişmezlik kazandırılmış olmasıdır. Alevilik ise İslam dininin, dolayısıyla dinin kutsal kitabı Kur’an ayetlerinin tevil-mecazi, yani derinliklere inen batıni yorumudur. Ama bununla da yetinilmemiş, İslam dışındaki başka dinsel ve felsefi inançlardan da bazı ögeler alıp, onları sinkretize ederek, yani bağdaştırıp bütünleştirerek kaynağına yabancılaştırmış ve özümsemiştir. Bunun içindir ki Alevilik, aynı zamanda dinsel inanç temelli toplumsal, felsefi, siyasal ve ahlaksal/etik bir olgudur.
Alevilik felsefi ve bilimsel bağlamda, “heterodoks İslam” tanımı saklı kalmak kaydıyla, İslamın batıni yorumu temelinde nesnel gerçekliklere dönük yüzüdür. İlk üç halifeyle başlayarak, Peygamber ailesi ve Ali düşmanlığı çerçevesinde Emevi ve Abbasi yönetimlerinin çıkarları doğrultusunda geliştirilen İslamın dogmatik, değişmez kuralları ve biçimselliğini kırarak, kendi nesnel kurallarını yaratacak olan özgür düsünceye taşınmış; yeşerdiği, filizlendiği toprakların kültür, inanç ve felsefelerini özümseyen Alevilik, yaşanmakta olan syncretic /bağdaştırmacı sentezine ulaşmıştır.
Alevilik, tarihsel olarak İslamın dinsel çerçevesinde Ali’nin adına bağlı olarak ona ve İslam Peygamberinin kızından türeyen soyuna tanrısal kutsallık vererek yükseldi. Ancak daha başlangıç sürecinden itibaren İslam dışı bazı inanç, felsefe ve dinlerin toplumsal, moral ve tanrı anlayışlarından ögeler alması ve bu özelliğini kesintisiz sürdürmüş olması nedeniyle bir kısım yazar ve araştırmacılar –sizin de dediğiniz gibi kitaplarında- İslam dışında kendine özgü bir inanç sistemi gibi algılanması gerektiğini ileri sürmektedir.
Bundan dolayı “Alevilik İslamın Dışındadır” denilebilir mi? Hayır. Hiçbir tarihsel temeli olmayan bu savı tamamıyla reddederken, artık bu tartışmalalara da bir nokta koymak gerektiği kanısındayız. “İslam İmparatorlukları Tarihinde İktidar Mücadeleleri ve Aleviliğin Doğuşu” kitabımızda bu savların yanlışlığı tarihsel olarak –tartışılmasına bile gerek duymadan- ortaya konmuştur. Aleviliğin çıkışı üzerinde yaptığımız çalışma da ortadadır. Konuyu biraz açıp, tarihsel gerçeklerle temellendirelim:
İlk kez Mekke’de kurulmuş ve tarihsel olarak 616’da tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş olan “Kardeşlik Sözleşmesi”, değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Bu kurala uyularak, daha ilk aşamada Hattap oğlu Ömer dahil 95 Muhacir (Mekkeli Göçmenler) ve Ensar’dan(yerli Medineliler) kişi kardeşleşmişti. Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan Musahipliğin temeli burada atılmıştı. Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Biz Aleviler İslam dini olarak bu ilk oluşum dönemini algılıyoruz, Hanefi İslam anlayışını değil.
Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla/yandaşıyla barırşçıl siyaset yöntemi uygulayarak eski düzeni geri getirmek için boşuna çaba harcadı.
Peygamberin vefatından tam yirmi dört yıl sonra Abdullah ibn Saba, Malik Ejder’in de yardımıyla Ali adına halkı ayaklandırarak Küfe, Basra ve özellikle Mısır’dan getirdiği isyancı halk güçleriyle Halife Osman’ı alaşağı etti. Böylece 632 yılında hakkı gasbedilmiş İmam Ali, bu halk ihtilali sonucunda, Tanrının mazharı olduğu ve tanrısal gücü özünde taşıdığı söylem ve inancı çerçevesinde Halifeliğe getirildi(651). Ama artık iş isten geçmişti. Çünkü çeyrek yüzyıl içerisinde oluşan yeni sınıflar öylesine güçlenmişlerdi ki, iktidara getirilmiş olan Ali’nin onları ortadan kaldırması olanaksızdı.
Başlangıçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve başkaldırıları Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adına yapılmıştır. Ve Muhammed dönemi Mekke ve Medine İslamlığındaki Tanrısal Demokrasi’ye hep özlem duyulmuş, simgeleşmiştir. O düzen örnek gösterilmiş ve o düzenin geliştirilerek uygulanmasi istenmiştir. Eşitlikçi, adaletçi ve kardeşçe paylaşımcı kurumlarıyla, hiçbir ayırım yapmaksızın insanları bir gören inanç ve ahlak anlayışıyla Aleviliğin işte bu dönem Mekke ve Medine İslamlığının dışında ve onunla bir ilgisi yoktur nasıl diyebiliriz? Devletleşen, daha doğrusu iktidarı ellerine geçirmiş olanların sultasına alınmış olan İslamlık, az önce sözünü ettiğimiz sınıfların çıkarlarına hizmete başlamış ve bu sınıflarla birlikte Emevi ve Abbasi hanedanlarının halklar üzerinde zulüm ve baskı aracı olmuştur. Aleviliğin işte bu Ortodoks İslamla, yani onların yarattığı Sünnilik ve Şiilikle hiçbir ilintisi yoktur; ancak bu bağlamda, bu anlayıştaki İslamın dışında olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Alevilikteki birçok inanç ögeleri, örneğin insanbiçimli/Adam sıfatlı (Anthropo-morphism) tanrı anlayışı, tanrıyla birleşme-tanrılaşma (Theosis), ruhun bir bedenden diğerine geçmesi vb. inançlar İslam’dan çok çok önce de vardı; bunların kökeni İ.Ö. 3 binlerdeki Mısır dinlerine iner. Velilik kültü, yani evliyaya (tanrı dostları) tanrısallık verme, Üçler ve Beşler kümesi (Trinity ve Pendatism) ve nurdan kutsal varlıklar inancı da (yani Alevilikteki Hakk-Muhammed-Ali üçlemi ve Ehlibeyt Beşlisi ve bunların tanrısal nurdan ve onun parçaları olduğu biçiminde benzerlik gösteren inanç ögeleri) İslam öncesi din ve inançlarda da (Hermetism’de/Saben’lerde) mevcuttu. Bu ögeler Alevilikte bütünleşip bir çeşit sentez oluşturmuş, kaynağına yabancılaşmıştır. Ancak basit ve çarpıtılmış bir mantıkla, yani tek tek inanç ögelerini ele alıp onlar tek başına Alevilikmiş gibi algılanınca, Aleviliğin islamdan önce, başka bir deyimle Ali’den önce de var olduğu ileri sürülebilir. Nevarki Alevilik syncretismi, yani İslam içinde bu çok çesitli önceki inanç ve felsefi ögelerden oluşturulmuş birleştirici-bağdaştırıcı sentez, İslamdan önce değildir ve olamaz. Bundan dolayı Aleviliğin, kendisini oluşturan inanç ögeleri bağlamında, yani bu ögelerin kaynaklarının tanınması-bilinmesi bakımından, bunlardan bazılarının İslam önceliği üzerinde kısaca durmakta yarar bulunmaktadır.
Aleviliği Şamanlığa bağlama basitliğine indirgeyerek İslam dışı saymak da ne oluyor? Türkler Anadolu’ya, Türkçü yazarların ileri sürdüğü ve bazı sözde Marksistlerin de hemfikir olduğu gibi, İslami cila altında Şaman inancıyla değil, İslamın batıni tasavvuf anlayışına sahip kitleler, yani Alevi inançlılar olarak geldiler.
Devam edelim: İnsan biçimli Tanrı ve Tanrının insanda görünüm alanına çıkması(zuhuru), insanın tanrılaşması konusunu “Görmediğim Tanrıya Tapmam” ” adlı kitabımızda “Enelhak, Tanrılaşma (Theosis), Madde(Doğa)-Tanrı Birliği” başlığı altında genişçe incelemiş bulunuyoruz. Onun için burada ayrıntılara girmeyeceğiz.
Alevilikteki ‘dondan dona geçmek, don değistirmek, yani Ali’nin Hacı Bektaş, Şah İsmail vb. çağın kurtarıcıları ya da evliya donuna girdiğine inanış; ruhun bir başka bedene geçisi, dönem dönem kutsal ruhun baska bir bedende yeniden doğuşu’ anlamına gelen reencarnation (reynkarnasyon) inancının yansımasısır. Hindu dini ve onun Vedantik kutsal kitaplarının (Veda-Bhagavata Gita) belirlediği inanç felsefesinde reencarnation temel ilkedir. Geniş dünya çağları içerisinde yugas adı verilen ruhlar tek tek bir bedenden diğerine geçer; herşey yaratılır, yokolur ve sonra yeniden yaratılış gerçekleşir. Yaşamın bir devri daim süreci olduğu düşüncesi onların dünya görüşünü her düzeyde etkiler.
Örneğin, Hasan Sabbah ve Alamut kitabımızda (s. 244-255) uzunca anlattığımız gibi, büyük İsmaili Aleviliği daisi Pir Sadruddin (Ö.1416), Hinduizm ve İslam’dan benzer ögeleri ayıklayıp ortaya çıkararak dini tebliğ etti. O ayrıca kendi felsefi düşünceleri içinde başka benzerlikler buldu; batıni görüşler üzerine çok büyük değerler ekledi ve dışsal (zahiri) şekilciliği (formalism) bir kenara attı.
İslam dinine girmiş Hintlilere, Vishnu’nun, Arabistan’da Naklank, yani Ali olarak onuncu kez dünyaya gelişi-yeniden doğuşu olduğu tebliğ edildi. Ki o dönemde inançlarına göre Ali, İran’da oturan kendi soyundan İmam İslam Şah(1370-1423) donunda yaşıyordu. Pir Sadruddin bu yöntemle, Tanrısal açınım-mazhar (Divine Epiphany) üzerine Batıni Alevi öğretisini Hindu iskeleti içinde yeniden formüle etti. İmamlık doktrini bu şekilde, kuzey Hindistan’da Hinduizmin egemen bir akımı olan Vaishnavita fikirleri çerçevesi içinde davayla bağdaştırıldı, uyum sağlandı. Bu yönlendirme sırasında onlar da kendi gelenekleri içinde Peygamber Muhammed ve İmam Ali uyumunu buldular.
Reincarnation(Reynkarnasyon), Firavunlar dönemi Mısır dinleri, Zoroastrianism (Zerdüştlük), Hindu-Brahmanizm,Yunan ve Roma çok tanrıcılığı (Polytheism), Budizm, Taoism, Sikhism, Gnostism(marifetçilik), Şamanizm gibi pek çok dünya din ve inançlarına temel olan bir öğretidir. Mısır tanrısı Toth - Hermes Trimegistos ve Magnus Zoroaster inanç ve felsefeleri Platon ve Pythagoras gibi Yunan filozoflari aracılığıyla Orfeus inancı olarak Yunan mitolojisine geçiyor. Bu inançta ruh, günah işlemiş bir vücuda giriyor. Orada ceza çekiyor. Görülmeyen dünyada cezasını çektikten sonra yeni bir vücuda giriyor. Bu devirdaim/dönüşüm süreci Hindu Samsara’sına (tekerlek) benziyor. Yunan filozofu Pythagoras’da yeniden doğuş inancının temeli, canlılar arasında başıboş dolaşan ruhların istediği gibi bir hayvan ya da bir baska insan vücuduna giren, durmadan yer değiştiren ve hiç ölmeyen ruhların göçetmesidir.
Ali’nin ya da kutsal ruhun (ruh-ül kuds) çağlar içinde dönem dönem bir velide, önderde-kurtarıcıda ortaya çıktığına inanılması ve bunun yaygınlaştırılması, Sabailikten başlıyarak Kızılbaşlığa kadar Aleviliğin bütün ihtilalci siyasetlerinde kullanılmıs ve kitleleri herekete geçiren, ölümü hiçe saydıran leitmotif olmuştur. Alevilikte reincarnation’un Devridaim, yani dönüşüm özelliği ise en yüce ruh olarak Tanrıyı göksel sarayından aşağı indirip, zuhur ettiği bütün varlıklardan sağarak, insanda sıfat kazandırmaktır. Bu da yeni bir oluşumla ortaya çıkan ve yokolmayan bir süreklilik içinde maddenin dönüşümüyle eşdeğerdir. Alevi-Bektaşi ozanları yarattiklari ‘Devriye’ türü şiirlerinde bunu fazlasıyla işlemişlerdir.
Özellikle Aleviliğin başlangıç sürecinde, Proto Alevilik (Ön Alevilik) diye adlandırdığımız, yaklaşık yüzelli-iki yüzyıllık dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akımlarının hepsi de İslamdışı ögeleri alırken, onları Kurân’dan bazı ayetlere ve Peygamber’in çok yakın dostları ve Ehlibeyt İmamları aracılığıyla gelen hadislere bağlamışlar. Ayetlerin ve hadislerin ésotérique (içsel, batini) yorumlarıyla, yani tevil ile bunu yapmışlar. Muhammed ve Ali’nin tanrısallığı ve Ehlibeyt soyundan gelenlerin tanrısal öz taşıdıklarından tutunuz, her insanın nefsini ıslah yoluyla insan-i kamilliğe ulaştıktan sonra tanrıyla bütünleşeceği, ‘Enelhak= Ego sum deus=Ben tanrıyım’ diyebileceğine kadar hepsini Kuran ayetleriyle açıklamışlardır.

Yorum: 3
Istatistikler
Toplam 1 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: Admin

Kullanıcılarımız toplam 400 mesaj attılar bunda 168 konu
Forum
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 14 kişi Salı Mart 01, 2011 11:19 pm tarihinde online oldu.